Genel, Seyahat, Türkiye
Yorum Yapın

İstanbullu Alaçatı- Bölüm 2

Alaçatı küçücük bir yer olmasına rağmen anlatmakla bitmiyor. Bir hafta önce yayınladığım mayıs ayındaki Alaçatı gezimin ilk gününden sonra sıra 2. güne geldi.
Alaçatı’da uyandığım ilk sabah çalar saatim daha çalmamıştı bile. İş günlerinin sabahındaki o yorgun ve bıkkın ben’in yerini zıpkın gibi bir ben almıştı. Yatağımda miskinlik yapmak yerine hemen kalkıp penceremi açtım. Yakınlardaki bir kuş korosu sabah erken uyanışımı kutlarmışcasına şarkısını söylüyordu 🙂 Araba sesi, insan sesi en önemlisi burada telaşın sesi yoktu. Odamdan çıkıp balkondan bahçeye baktım. Kahvaltı masası hazırlanmaya başlamıştı bile. Burnuma gelen kurabiye kokusunun peşinden hemen bahçeye indim. Masada beni, erkenden uyanıp gazetelerini alıp okumaya başlamış ve bana süpriz yapıp aldığı minik saksı çiçekleriyle beraber kokbitim karşıladı 🙂 

   
  

Gözlerimi ovuşturup tekrar baktım ki gördüklerim gerçekti. Aslında olması gereken sakin ve sıradan bir sabahı olağanüstü hal haline getiren modern hayatımıza isyan etmeden huzur içinde kahvaltıma odaklandım. Otelin güleryüzlü sahiplerinden Lemi Bey servis yapmaya başladı. Titizlikle hazırlanan kahvaltıda sunum daha da acıktırıcıydı. Minik tahta kaşıkla beraber verilen zeytin tabağı ve bir Ege kahvaltı klasiği karadut reçelli tatlı lor peynirinin sunumu benden tam not aldı. Günün planını yaparken kahvaltımızı bitirdik. Sonrasında havuz kenarında vakit geçirdik. Okumayı planladığım ne varsa odamdan bir karınca misali bahçeye taşıdım 🙂 

   
 Burada okuduğum tüm melankolik cümleler umut verici geliyordu. Fazla huzura maruz kalmanın yan etkileriydi bunlar 🙂 Çardakta bir süre okumalarımıza devam ettik. Arada uyuyakalmış olabilirim ama uyanıp tekrar rüyamı diye kontrol etmeyi ihmal etmedim 🙂

  Çardaktan sonra biraz bahçedeki bu bahar temalı kanepeyi gözüme kestirdim. Biraz da oraya yerleşip vakit geçirdim. Nereye gidersem gideyim kitabım, suyum ve farkettiğiniz üzere kurabiyelerimi yanımdan ayırmadım. Ahşap boyamayla yapılmış bu şirin küçük sehpayı da çok beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Fonda çalan derinden gelen piyano sesleriyle kuş cıvıltıları eşliğinde kitabımı okumaya devam ettim. Öğle saatleri geldiğinde yine sokaklarda gezinmeye başladık. Etrafta özenle yapılmış taş evler, zevkle yapılmış bahçelerden gördüğüm kadarıyla bu küçük şehri güzelleştiren insan eliydi. 

    

Buraya gelince mutlaka dondurma burada yenir denilen Meşhur Veli Usta’dan bir külah dondurmamızı aldık. Benim tercihim her zamanki favorilerim çikolata-nane-çilek üçlüsü oldu. Mevsim meyvelerinden yapılmış olanları da denemenizi tavsiye ederim. Aldıklarım dışında tattıklarımdan özellikle kavunlu çok lezizdi.

Arkadaşımız sevgili Burcu’yu iş yerinde ziyaret ettik. Sonra onu köşe kahveye birer kahve içmek için kaçırdık 🙂 Köşe kahve adından da anlayacağınız gibi merkezde köşede yer alan ismi çokca duyulan bir mekan. En köşe masayı bulup yerleştikten sonra kahvelerimizi ve tabii ki sakızlı kurabiyelerimizi söyleyip hoş bir sohbete daldık. Kurabiyeleri çok başarılı değildi fakat kahve oldukça iyiydi.


Saatler ilerledikçe sokak kalabalıklaşmaya başladı. Biz de yine son zamanların en ünlü mahallesi Hacımemiş’e doğru yola çıktık.


Alaçatı’ya giden hemen hemen herkesin fotoğraf arşivinde bulunan çatkapı bahçe nasıl da güzel görüyor değil mi?

  Burası da ismi eflatun olan kendisi mavinin tonlarıyla süslü bir mekan.

 Sıradan bir masa sandalyeyi hayal dünyasıyla süsleyenleri, yaptıklarını gördükçe alkışladım.

Mozart isimli bu el yapımı hediyelik eşyaların bulunduğu mağazanın tabelası da çok başarılıydı.


Antika eşyalar satan evvel zaman’da Alaçatı’da uğranılması gereken adreslerden birisi.

Her kapı, pencere, bahçe,  sahiplerinin hayal dünyasının eseriydi. Standartlaşmış insan zihnine isyan eder gibiydi hepsi.

Alaçatı’da en beğendiğim kapılardan birisi de lavantacının kapısıydı. Aşık etti beni kendine. Gidenlerin mutlaka uğraması gereken noktalardan. Alice harikalar diyarının kapısı gibi değil mi 🙂


Gelmeden önce buaranemoda sitesinde görüp merakla gezmek istediğim Karpostal’a geldik. İçini de dışını da çok beğendim. İstanbul’dan buraya taşınmış sahibi özenle yapıyor işini. Hediye paketleri ise sıradışı, ambalajları da geri dönüşümlü. Melek figürinden kolyeler, objelerle dolu bu mağazadan bir kolye alarak ayrıldım. Bir dahaki gelişimde bir melek objesi de almayı planlıyorum. 

Burası da POP, Alaçatı’nın eğlenceli mağazalarından biri

 

Akşam yemeği yaklaştığında tavsiye edilen mekanları şöyle bir gözden geçirdik. Açıkcası manzaralı veya deniz kenarında olmak fikri daha cazip geldi. Arabaya atlayıp Alaçatı Port’a doğru yola çıktık. Şehir merkezine 15 dakika uzaklıktaydı ve oldukça sakindi. Bir çok yer sezon daha açılmadığı için kapalıydı. Biz de rota değiştirdik ve Çeşme’ye marinaya gittik. Gezmesi çok keyifli bu marinada karşımıza çıkan özgürlük temalı hoş düzenlemeler vardı.

Marinada turladıktan sonra bir çok şubesi olan ve bolca övgüyle bahsedilen balıkçı Ferdi Baba’ya gittik. Çalışanlar güleryüzlü ve ilgiliydiler. Kendi restaurantlarında bulunan balık sucuğundan ve ferdi baba mezesinden tattık. Ferdi baba mezesi kabak, yoğurt ve baharatlarla yapılmıştı ve tadı damağımda kaldı diyebilirim. Favori balığımız dip su balığı red snapperı ızgara olarak yedikten sonra meyve tabağı söyledik. Bir jest olarak ikram edildi. Sağlıklı bir yemek sonrası tok karınlarımızla ve gülümseyen yüzlerimizle Alaçatı’daki ikinci gecemizi bitirdik. Bu yazıyı da Ferdi Baba Restaurantın kapısındaki bu umut dolu cümleyle noktalıyorum.

 

This entry was posted in: Genel, Seyahat, Türkiye
Tagged with: , ,

tarafından

1988 yılında sarı bir sonbahar günü doğdu. 40 günlükken yaptığı ilk şehirler arası seyahat sonrası gezme aşkı da onunla birlikte büyüdü. Ailesiyle yaptığı uzun keşif dolu yolculukları ile ‘keşfetme’nin dayanılmaz güzelliğinin farkına vardı. İnsanı ‘keşfetmek’ için tıp fakültesini bitirdi. Çocukların enerjisi ile genç kalabilmek için çocuk doktoru olmaya karar verdi. Hayatını birleştirdiği Oğuz Derya ile birlikte ‘keşfetme’ye devam ederken tecrübelerini paylaşmak için bu blogta yazılarını yayınlamaya başladılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s