Amerika, Genel, Seyahat
Comments 2

Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York -Brooklyn

Amerika yazı dizisinin en uzun ve en keyifli kısmına geldik: New York.

Hollandalılar tarafından kurulmuş ve ilk adı New Amsterdam’mış. Daha sonra İngilizler tarafından ele geçirilerek York düküne ithafen adı New York olarak değiştirilmiş.

newyork15

Amerika’nın en kalabalık şehri, dünyanın en kalabalık metropolitan kentlerinden biri.  170 farklı dil kullanılıyor ve 3 kişiden biri Amerika’da doğmamış. Bu kısa New York özgeçmişi nasıl bir şehir olduğu hakkında aklınızda küçük bir pencere açmıştır diye düşünüyorum.

new-york-map

Bir önceki yazımda New York’ta 04.00’te uyandığımız ilk günde kalmıştık.Brooklyn’deki otelimize geçeceğimiz için valizlerimizi toparladık. En rahat spor ayakkabılarımızı giyip hazırlandık. 06.00’da otelin kahvaltı salonuna indik. Kahvaltıda Amerikalıların bağımlısı olduklarını düşündüğüm yumurta çeşitleri, buzlu su, portakal suyu, kahve ve pancake vardı. Buzlu su içmeden güne başlanamadığını burada öğrendik 🙂

Haberleri izleyip ülke gündemine müdahil olduktan sonra otelimizden çıkışımızı yaptık. Brooklyn’de 3 gün konaklayacağımız Dazzler otel e giderken taksi kullandık. Uber’i tercih etmedik çünkü New York’ta trafiğin yoğun olduğu yollara girerek ücreti arttığını duymuştuk ve ilk gün üyelik doğrulama kodu Amerika’da gelmedi.  

img_3310

 

‘Metropole hoşgeldin’ dedirten İstanbul’dan hallice bir trafikte ilerlerken sempatik Dominikli şöforle New York sohbetine daldık. 50 dakika (normalde 20 dakika ) süren yolculuk sonrası Flatbush caddesindeki Dazzler otele vardık. Geçen yıl açılan 4 yıldızlı otel Brooklyn köprüsüne  ve metroya  çok yakın mesafedeydi, seçimimizde en etkili olan nedenler bunlardı. Sıcak karşılandığımız otelde; rahat, caddeye bakan bir odaya yerleştik.

Brooklyn son zamanlarda New York’un yükselen, hipster bölgesiydi. O yüzden başlangıç noktamızı burası seçmiştik. Biraz dinlendikten sonra kendimizi dışarı attık. Belli bir hedefimiz yoktu. Brooklyn sokakları keşfedilmek üzere bizi bekliyordu:) Pazartesi günü herkes işe, okula gittiği için sokaklar sakindi. Yol üzerinde böyle şirin bir bisiklet dükkanına rastladık. Bu kırmızı çerçeveleriyle görmememiz mümkün değildi.

img_3244img_3246

Aynı yol üzerinde Brooklyn roasting companye rastladık. Kahve kokusunu çok uzaklardan alan kahveseverler olarak buraya uğramamız kaçınılmazdı. Öyle küçük bir kahveci hayal etmeyin. Bir çok masası, kahve kavurma alanı ve kitapçısı olan bir yerdi burası.İstanbul Petra Roasting Coffee ile benzer tarafları vardı diyebilirim.

img_3264img_3254img_3261img_3251

Brooklyn bizi ne güzel karşıladın!

Kapıya kadar uzanan sıraya  girdik. Menüyü inceledik beklerken, fiyatlar ortalamaydı. Kahvelerimizi seçtikten sonra içeride biraz gezinip kendimizi geniş bir kanepede bulduk. Sonra masaya geçtik. Farkında olmadan sohbet, kahve, fotoğraf derken uzun bir zaman geçirdik. Burası tam bizim için düzenlenmişti sanki. Zorda olsa buradan ayrılıp fotoğraf makinası almak için B&H Photo-Video ya gitmek için metro haritasına bakarak en yakın istasyonuna gittik.

Metro, New York trafiğinde bir can simidi. Bu ağı iyi kullanırsanız sizden rahatı yok. Fakat öyle basit de bir ağ değil. Dünyanın en geniş metro ağı çünkü. Zorluk çekmemek için haritasını mutlaka yanınızda bulundurun ya da aplikasyonunu telefonunuza indirin.

nyc-subway-map

Tek yön kart 2.75 dolar. 7 günlük metrokart ise 30 dolar. Bittikçe doldurabiliyorsunuz. Uzun süre kalacaklar için en ideali bu metrokart. Dünyanın en eski ulaşım ağlarından biri ve pek yenilenmediği için sizi şaşırtabilir. Öyle modern, teknolojik bir şey beklemeyin yani 🙂 Ayrıca bazı bölgelerde hırsızlık olaylarına karşı dikkatli olmanız gerekebilir.

img_3243

img_3267

B&H Photo-Video ya yakın bir istasyonda indik. Burası Times meydanına çok yakın olunca rotamızı oraya çevirdik. Onlarca dev ekranların olduğu, fotoğraflarda, film sahnelerinde bolca gördüğümüz yere nihayet gelmiştik. Fakat yol çalışması biraz buranın büyüsüne gölge düşürmüştü. Burayı nasıl anlatırsın dersen bitmeyen bir araba ve insan trafiği, ışıklarıyla baş döndüren bir yer derim.

img_3303

img_3288

img_4416

Buraya tekrar geleceğimiz ve çok acıktığımız için eşimin daha önce gelip çok sevdiği Hard Rock Cafe ye geldik. Büyük, rahat ortamı yanında başka şubelerinde olduğu gibi bir dizaynı vardı.

img_3289

Çalan müzikler, karşımda sevgilim. Zamanı durdurabilsek keşke diye düşündüm her güzel zamanda olduğu gibi.

img_3286

Favorimiz twisted mac&cheese yedikten, Amerika gezimizde alacağımız binlerce kalorinin sadece ufak bir kısmını alarak yolumuza koyulduk 🙂

img_3325

B&H Photo-Video caddenin köşesinde yeşil tabelası ile bize göz kırpıyordu. İçeri girdiğimizde teknoloji ve insan kalabalığı bizi karşıladı. Fotoğraf bölümüne 2.kata çıktık. Bir çok görevliden sizinle ilgilenen biri mutlaka oluyor. Herşey bilgisayarları üzerinden bir sisteme giriş yapmaları ile başlıyor. Almasanız bile düşündüğünüz ihtimaller sisteme giriliyor. Saatlerce vakit geçirebilir, makinaları rahatça deneyebilirsiniz. Aslında önceden alacağımız modeli belirlemiştik . Sony alfa 7 r ii yi ve 24-70 mm f 2.8 lens i  satın aldık.

img_3322

Otelimize döndük ve bataryamızı şarj ederken biraz dinlendik. Sonra tekrar makinamızla beraber Manhattan’a doğru yürümeye başladık. Yanından geçtiğimiz bir sitenin bahçesinde oynayıp zıplayan bir sincap bile gördük ( Amerika’da bu çok normal karşılanıyormuş sonradan öğrendik)

img_3334img_3332

East River üzerinde Brooklyn ile Manhattan’ı birbirine bağlayan yapıldığı dönemde dünyanın 8.harikası ilan edilen köprünün üzerindeydik: Brooklyn Bridge.  2 katlı köprünün alt katından araçlar geçerken üst katından bisiklet ve yaya trafiği sağlanıyordu. Size tavsiyem sakın bisiklet yoluna adım atmayın, arabalarla yarışırcasına hızlı gidiyor bu New Yorklular. Köprüde nikah fotoğrafı çektiren çiftler, turistler, işten çıkan insanlar… İşte tam bir metropol manzarası! Bir yanda Brooklyn, bir yanda özgürlük heykeli, bir yanda Manhattan.      Fotoğraf çekilerek yavaş yavaş yürüyoruz köprüden, manzara bırakılacak gibi değil çünkü.

img_3364

img_3349

img_3362

img_3360

img_3414

img_3355img_3378

Manhtattan’da One Trade Center’a doğru yürüyüşe geçtik.

img_3396img_3408

Oradan lüks yaşantının adreslerinden Soho’ya uğradık. Mağazaların kapanış saati olduğu için sakindi. New York’taki ilk günümüz için-sabah 04.00’te uyandığımızı varsayarsak- dopdolu bir başlangıç yapmıştık ama sanki ayaklarımız artık otele dönün diyordu. Metroyla tekrar otelimize olduğu caddeye döndük. Otelin çok yakınında büyük bir market bulduk ve sevinçle içeri girip meyvelerden aldık. Burada tadını en sevdiğimiz suyu bulduk. Smart su; gezimiz boyunca vazgeçilmezimiz oldu.

img_3339

Ve artık gerçekten otele dönme vaktimizdi. Yarınki rotamız Brooklyn’nin yükselen yıldızı Williamsburg’tu.

img_3598

Yazının devamı Bölüm 2:New York 2.Günde… Takipte kalın!

This entry was posted in: Amerika, Genel, Seyahat

tarafından

1988 yılında sarı bir sonbahar günü doğdu. 40 günlükken yaptığı ilk şehirler arası seyahat sonrası gezme aşkı da onunla birlikte büyüdü. Ailesiyle yaptığı uzun keşif dolu yolculukları ile ‘keşfetme’nin dayanılmaz güzelliğinin farkına vardı. İnsanı ‘keşfetmek’ için tıp fakültesini bitirdi. Çocukların enerjisi ile genç kalabilmek için çocuk doktoru olmaya karar verdi. Hayatını birleştirdiği Oğuz Derya ile birlikte ‘keşfetme’ye devam ederken tecrübelerini paylaşmak için bu blogta yazılarını yayınlamaya başladılar.

2 Comments

  1. Geri bildirim: Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York-Williamsburg |

  2. Geri bildirim: Macera Dolu Amerika Bölüm 3: Orlando | Kaplan'lar Keşifte!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s