Avrupa, Seyahat
Comments 4

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Cannes

Herşey maviye olan aşkla başladı.

Gökmavisi kıyı anlamına gelen Cote d’Azur, adından da anlaşılabileceği gibi özellikle yaz aylarındaki kusursuz mavi deniziyle beni kendine çekti. Aslında daha önceleri seyahat etmeyi planladığım destinasyonlar arasında ilk sıralarda değildi. Fakat kış aylarında okuduğum yazılar, gördüğüm fotoğraflar aklımı çeldi. Mayıs ayındaki İzmir-Alaçatı kaçamağım sırasında kesin kararımızı verdik ve sanırım Güney Fransa’nın en sıcak ayına, temmuza, gidiş-dönüş Nice’e biletlerimizi aldık. Biletlerimizi aldığımız an hazırlıklar başladı. Bir sonraki tatil planlarını genelde böyle tatil sırasında yapmak adetimiz oldu 🙂  E tabi Nice’e gitmişken tüm kıyıyı gezmemiz şart oldu. İyi ki de öyle yapmışız.  Planlar yapıldı, notlar alındı ve rota çizildi. Nice-Cannes-St.Tropez ve Monaco haritada işaretlendi. Bize de noktalar arasını birleştirmek kaldı.

77d777c75f616c91475eaa9d6da9f6c6

COTE D’AZUR

 

Temmuz ayının başında hazırlayabildiğimiz en küçük valizle(bu benim için büyük başarı), sırt çantasına bir adım kala, Atatürk havalimanına gittik. Genelde sabah uçaklarını tercih ediyoruz. Hem gittiğimiz yer yeni uyanmış bizi karşılıyor hem de gittiğimiz gün o ilk heyecanla gezmek daha da bir keyifli oluyor.

3 saatlik bir uçuş sonunda o güneşin altında ışıl ışıl parlayan Güney Fransa denizine vardık. Kaptan Nice havaalanına varmak üzereyiz derken ve inmek üzereyken o güzel masmavi denizin üzerindeydik. Çünkü havalimanı denizle buluşmuştu.

img_2347

NİCE HAVALİMANINA İNİŞ ÖNCESİ

 

Tabii ki uçaktan iner inmez bizi yakıcı Akdeniz sıcağı kollarının arasına aldı. Nice havalaalanı beklediğimden çok ama çok küçüktü. Rahat bir şekilde valizimizi aldıktan sonra şehir merkezindeki tren garına gitmek için otobüslerden birine bindik. Tren garına gidiyorduk çünkü ilk gün rotamız Cannes’dı. Araştırdığımız kadarıyla trenle yaklaşık yarım saat sürüyordu. Otobüsle “promenade des anglais” sahil şeridinde Nice’i seyrederek yolculuğa başladık. Tarihi yapısı bozulmamış binalarla, bitmeyen bir sahil şeridi bize eşlik ediyordu. Trafik ara sokaklarda sıkışıktı fakat rahat bir şekilde tren garına vardık. Vardığımızda otobüs durağında inmek oldukça zor oldu. Durağın olduğu yerde yüzlerce motorsiklet ve bisiklet parkedilmişti. Aralarından valizle ‘form ye formda kal’ diyerek çıkabildik:) Garın her yanından fotoğrafını çektikten sonra içeri girdik; oldukça kalabalıktı.

img_2357

NİCE TREN GARI

img_2359

NİCE TREN GARI ÖNÜ

 

Garın tavanın korunmuş olan eser dışında içeride eskiyi anımsatacak pek bir şey yoktu. Hemen en yakın saatte kalkacak treni bulduk. St.raphael son duraktı ve biz yolun yarısında inecektik.

img_2362

NİCE  TREN GARI

img_2361

NİCE TREN GARI

img_2360

NİCE TREN GARI

 

Trene bindik ve film festivaliyle ünlü Cannes’e doğru yola çıktık.  Yolun bir kısmı Deniz kıyısından devam etti.

img_2366

NİCE TREN GARI

 

img_2367

NİCE TREN GARI 

img_2372

NİCE TREN GARI

Cannes garı önünde yol çalışmaları yapıldığı için pek iç açıcı değildi. Gara yakın seçtiğimiz otelimize yürümeye başladık. Aynı Zamanda sahile de yakın orta noktadaydı. Otel seçimimizi tripadvisor ve booking yorumları doğrultusunda seçti. Otelimizin ismi Hotel Provence’di. Sakin sokaklardan ilerleyerek kolayca bulduk. Ve fotoğraflarından daha da güzel karşıladı biziotel. Begonviller ve yeşiller arasından içeri girdik.

img_2416

HOTEL DE PROVENCE

img_5550

HOTEL DE PROVENCE

 

Odalar küçük ama kullanışlı, serin ferah ve balkonluydu. Minik balkonundan bahçedeki palmiye ağaçlarına bakarak günü karşılamak oldukça keyifli olacaktı.

img_5182

HOTEL DE PROVENCE

 

Otelin içi zevkli,özenli düzenlenmişti. Eski bir otel yakın zamanda yenilenmişti.Bu bölgeyi araştırırken otellerin çoğunun çok eski hatta bakımsız üstelik çok küçük olduğunu görmüştük. Kapısından girdiğimizde pozitif elektrik aldığımız otel doğru tercihti. Ayrıca sahile ve ulaşım araçlarına da çok yakın bir noktadaydı.

img_2990

HOTEL DE PROVENCE

img_2978

HOTEL DE PROVENCE

img_2991

HOTEL DE PROVENCE

img_2973

HOTEL DE PROVENCE

img_2972

HOTEL DE PROVENCE

Otele yerleştikten sonra karnımızı doyurma vakti. Güney Fransa’nın mutfağını araştırdığımda kendimi İtalyan mutfağında buldum. Cannes’te övgüyle söz edilen restaurantlarından en başında da tahmin edebileceğiniz gibi bir İtalyan restaurantı vardı. Kaldığımız otele çok yakın Da Laura’yı bulmak oldukça kolay oldu. Köşebaşında kalabalıklığı ile ben burdayım diyordu. Kapıda “bongiorno” diye karşılandık. İtalya sempatim bir kelimeyle  yine kabardı:)

img_2403

img_2413

DA LAURA

img_2417

DA LAURA

İçerisi loş ve bohem bir havadaydı. Tüm tavanı kaplayan bu ağaç ve duvarlardaki film afişlerini çok sevdim. Hemen masamıza ekmeklerden geldi aperatif olarak. İçimizdeki İtalyan’ı dinleyerek frutti de mar yani deniz ürünlü makarnayı tercih ettik. Sonuç şahaneydi. Benzeri lezzeti başka bir yerde bulmam oldukça zor olacak.

Keyifli bir yemekten sonra cannes denizinin tadını çıkarmak için vakit kaybemeden mayolarımızı alı La Croisette’ye doğryu yürümeye başladık. Hava çok ama çok sıcaktı. Carlton otelin önüne geldiğimizde sıra sıra herkes hatıra fotoğrafı çektiriyordu. Biz de yolun karşısına geçip onları çekmeye karar verdik.

img_2434

CARLTON OTEL

img_2389

Manşet girin

img_2391

CARLTON OTEL

img_2397

CANNES

img_2393

CANNES

Sahil tarafına geçip boş boş fotoğrafladık. Sahilde her yer bu mavi sandalyelerle doluydu. Bizdeki bankların estetik şekli diyelim.

Ünlü beachler burada sıralanmıştı. Rezervasyon yaptırmadık ve işimizi şansa bıraktık. Baoli beach doluydu kapıdan döndük. Daha çok gençler tercih ediyormuş burayı. Diğer yerlere de pek ısımamadık ve en başta düşündüğümüz Carlton beachte yer bulduk. Üstelik garsonla elektriğimiz çok iyi tuttu ve bize en ön şezlonglardan yer verdi. İskelesi doluydu. Ücreti havlusuz 50 euro idi kişi başı. İşte şimdi tam bir yaz tatiliydi. Tüm yılın yorgunluğunu Cote d’Azur denizine bıraktım ve ardından el salladım. Denizden Cannes’i izlemek de ayrı keyifliydi

img_2420

CANNES PLAJLARI

img_2419

CANNES PLAJLARI

img_2396

CANNES PLAJLARI

img_2427

CARLTON PLAJI

img_2430

CARLTON PLAJI

img_2433

CARLTON PLAJI

Güneşin batışını izlemek için eski Cannes sokaklarına gitmeye karar verdik. Otelde duş aldıktan sonra tekrar yola koyulduk. Burada güneş batmak bilmiyordu ve ben bundan çok memnundum. Sahil boyunca yürüyerek Cannes film festivalinin yapıldığı tiyatroya geldik. Öyle şatafatlı bir yapı hayal etmeyin. Karşınıza çıkam mütevazi bir tiyatro. En çok ilgi çeken ise kırmız halıydı tabii ki. Herkes bir yıldız edasıyla en afilli pozunu vermeye çalışıyordu. Doğrusu bu halıya ayak basınca insanın içine öyle bir enerji doluyordu.

img_2442

CANNES TİYATRO

Çok kalabalık olduğu için vakit kaybetmeden yürümeye devam ettik.Eski Cannes olarak bilinen ‘Le Suquet’ bölgesini varmaktı amacımız. Gün batımı için daha iyi neresi olabilirdi ki?

img_2440

CANNES SOKAKLARI

img_2447

CANNES MARİNA

img_2471

CANNES ESKİ ŞEHİR-LE SUQUET

img_2473

CANNES SOKAKLARI

 

img_2479

CANNES SOKAKLARI-LE SUQUET

Eski evlerin olduğu bir yokuştan yukarı çıktık ve sonunda saat kulesine geldik. Merdivenlerde bu şahane ağaç karşıladı bizi. İki yanındaki merdivene sarkmıştı dalları. Gördüğüm en güzel ağaçtı. Bir karpostalın içinde gibiydim.

img_5199

CANNES SOKAKLARI-LE SUQUET

img_2708

LE SUQUET

 

Merdivenlerden yukarı çıktık ve kilisenin bahçesinden  La Castre müzesine vardık. Müzenin girişindeki çiçekler olabilecek en güzel karşılamaydı.

img_4792

LA CASTRE MÜZESİ

Ortaçağ’dan kalma bir kalede konumlanmış olan müzenin bahçesinden Cannes manzarasını izledik.

img_2707

CANNES MARİNA

Asıl manzara bir çok kişinin farkında bile olmadığı La Castre müzesinin içindeki kulenin tepesindeydi. Kimsenin olmadığı kulenin dışından sonrada içinden basamakları tırmandık ve işte Cannes, büyülü güzellikte bir artist gibi karşımızda duruyordu.

60c716f14a4221c34d2ebca5c26aae40

ESKİ CANNES MARİNA

img_2545

LA CASTRE MÜZESİ KULE MERDİVENLERİ

img_2554

CANNES MARİNA

img_2550

CANNES

img_2548

CANNES GÜNBATIMI MANZARASI

img_2551

CANNES GÜNBATIMI MANZARASI

img_2567

CANNES VE AŞK

 

Kilise kapalı olduğu için içerisini gezemedik ama etrafından eski şehrin evlerini izledik. Soft renklerin hakim olduğu benzer mimariye sahip eski Cannes evleri ve etrafındaki çiçekler beni benden aldı.

img_7338

CANNES- ESKİ ŞEHİR

 

Yukarıdan gördüğüm bu çiçekten sütunlu eve ilk görüşte aşık oldum ve arnavut kaldırım sokaktan hemen yanına gittim. İnanılmaz güzel ve gerçekti. Etrafında  1 saat gezinmiş ve sayısız fotoğraf çekmiş olabilirim.

img_6933

CANNES-ESKİ ŞEHİR SOKAKLARI

Eski Cannes sokakları beni bu şehre aşık etmeye yetmişti.

img_2460

CANNES-ESKİ ŞEHİR EVLERİ

img_8848

CANNES-ESKİ ŞEHİR EVLERİ

Pencerelerinde şemsiye olan bu ev burasının yakıcı güneş ışığından tatlı bir şekilde korunuyordur diye düşünüyorum.

img_4749

CANNES-ESKİ ŞEHİR EVLERİ

Şu sokakların güzelliğine bakar mısınız? Tarih kokusunu fotoğraflardan bile alıyor olmalısınız; bir de mutluluğun kokusunu 🙂

img_8122

CANNES-ESKİ ŞEHİR EVLERİ

img_4794

CANNES-ESKİ ŞEHİR EVLERİ

img_4510

CANNES-ESKİ ŞEHİR SOKAKLARI

img_4610

CANNES-ESKİ ŞEHİR SOKAKLARI

Gezmeye dalınca yemek yemeği unuttuk ve başladık iyi bir restaurant aramaya. Rezervasyon yaptırmayıp işimizi şansa bırakmıştık. Merak ettiğim steak tartarı tercih edebileceğim bir restauranta girdik. Çiğ et yemeğe karşı bir ön yargınız yoksa oldukça lezzetliydi. Porsiyon o kadar büyüktü ki bitirmem çok zor oldu.

img_2706

STEAK TARTAR

Yemek sonunda yan masamızda oturan sempatik yaşlı Fransız çiftle sohbete daldık. Paristen yazlık evlerine geldiklerini burayı çok sevdiklerini ama Paris ve New york’a aşık olduklarını söylediler. İstanbul’a geldiniz mi diye sorunca “ooo İstanbüllll 4 kez geldik, yine gelicez, büyüleyici” diye cevap verdiler. Bu güzel sohbetle sessiz sakin sokaklardan hafif bir rüzgar eşliğinde otelimize döndük. Cote d’Azur bize ilk günden kendini sevdirmeyi başarmıştı.

Devamı gelecek yazıda. Takipte kalın!

This entry was posted in: Avrupa, Seyahat

tarafından

1988 yılında sarı bir sonbahar günü doğdu. 40 günlükken yaptığı ilk şehirler arası seyahat sonrası gezme aşkı da onunla birlikte büyüdü. Ailesiyle yaptığı uzun keşif dolu yolculukları ile ‘keşfetme’nin dayanılmaz güzelliğinin farkına vardı. İnsanı ‘keşfetmek’ için tıp fakültesini bitirdi. Çocukların enerjisi ile genç kalabilmek için çocuk doktoru olmaya karar verdi. Hayatını birleştirdiği Oğuz Derya ile birlikte ‘keşfetme’ye devam ederken tecrübelerini paylaşmak için bu blogta yazılarını yayınlamaya başladılar.

4 Comments

  1. Geri bildirim: Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: St.Tropez, Port Grimaud |

  2. Geri bildirim: Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Nice |

  3. Geri bildirim: Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Èze, Monte Carlo |

  4. Geri bildirim: Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: St.Paul de Vence |

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s