Amerika, Seyahat
Comment 1

Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York-Williamsburg

New York hipsterlerinin izinde sabah 7’de Brooklyn’de kaldığımız otelden çıktığımızda güneş yüzünü göstermiş ama bahar mevsiminin tatlı bir esintisi vardı. Hedefimiz iyi bir kahve içip Williamsburg’u keşfetmekti.

b6620d9412d7f4edb44fbfbc29a6111c

img_3787

Yollarda sarı şirin okul otobüslerinden ve koşu yapan bir kaç kişiden başka kimseler yoktu.

img_3659img_3674

Yürüdüğümüz yerler Williamsburg’un yükseliş öncesi nasıl bir yer olduğunun özeti gibiydi. Fabrikalar sıra sıra diziliydi. Tahmin edebileceğiniz gibi son yıllarda gözde olan bu bölge eskiden işçi sınıfının yaşadığı, fabrikaların bulunduğu adı pek önemsenmeyen bir yerdi.

img_3657img_3478img_3652

Geniş bir caddenin kaldırımından ilerlerken ilk gün kahvelerine ve mekanına hayran olduğumuz Brooklyn  Roasting Company ‘nin küçük bir şubesini gördük. Yeni bir yer keşfetmek istediğimiz için bugünlük burada içmedik kahvemizi.

img_3446

Williamsburg’a yolumuz uzundu ve tek derdimiz ‘şimdi nereye gitsek’ti 🙂 Böyle zamanlarda ayaklarımız bize dur diyene kadar yürümek en büyük keyfimizdi. Toz pembe bir hayata geçiş yapmıştık resmen. Bedford Caddesine girdiğimizde evlerin mimarisi dikkatimi çekti.

img_3498img_3453img_3501

Saat çok erken olduğundan yolda daha bir hipstere rastlayamamıştık. Hipsterlerden önce bizi devasa graffitiler karşılamıştı.

img_3461img_3619

Adeta bir açık hava sanat galerisinde gezer gibiydim. Başımı nereye çevirsem graffitiydi. Özgürlüğün ülkesinde hayal dünyası gezegenimizi aşan gizemli insanların harika eserleriydi bunlar. Eski apartman ve fabrika binaları balkabağından arabaya dönüşmüş gibilerdi.

img_4022img_3469img_3699img_3901img_3728img_3549img_3557

Kahve ve ufak bir kahvaltı yapmak için araştırmalarım sonucunda house of small wonder ‘ı buldum. Adresini bulduk bulmasına fakat bulduğumuz adreste kendisini bulamadık. Önünden tam 3 kez geçtikten sonra kafamızı kaldırıp çatısından yükselen ağacı görünce nihayet bulabildiğimizi anladık :=)

img_3569

Evet yanlış duymadınız içerisinde ağaç vardı. Bu sıradışı Japon kahvaltıcıda yer bulmanın zor olduğunu duymuştuk fakat açılışla beraber içeri girdiğimiz için pek yer bulmakta sorun yaşamadık 🙂 Burası ‘yaşayan’ bir mekandı. İçeride kimse yoktu ve en beğendiğimiz yere yerleştik ama ben etrafı keşfetmek için yerimde pek oturamadım. Her yerde küçük bitkiler vardı, buzdolabı kapağında bile. Adı gibi güzel bir yerdi, mutluluk veriyordu.

img_3640

img_3578img_3757img_3576img_3761img_3581img_3586img_3763

Menüden önce kahvemizi seçtik. İlk kez tadacağımız lavantalı latte ve yine tabii ki içinde yumurta bulunan bir kahvaltı, bir New Yorker gibi.  Lavantalı latte nefisti. Aroma dilimi mest etti. Kahvaltı da oldukça lezizdi. Çikolatalı muzlu kruvasan da bonus olarak peşinden geldi 🙂

img_3749img_3775img_3786img_3589img_3597

Öğlene doğru içeride oturacak yer kalmamıştı artık yeni gelenlere yer açmak için hesabı istedik. Sadece nakit geçerliydi. Ama paniklemeyin nakit yoksa içerisinde para çekebileceğiniz bir atmsi de vardı. Hesabı ödedikten sonra içerisinde son bir tur atarak dışarı çıktık. Hipsterler uyanmış bu bölgenin ününe yakışır şekilde normal günlük yaşantılarına başlamışlardı. Burası dünyaya ilham olan bir bölgeydi, iyi veya kötü. Sokaklarından, kahvecisinden, barlarına; giyim tarzından, yaşayış tarzına kadar… Türkiye’de bile benzer küçük bir semt  baştan yaratıldı buradan ilham alınarak. Aklınızdan geçti değil mi? Evet, doğru cevap Karaköy.

img_3532img_3742

Biraz da Brooklyn’den Manhattan’ı izleyelim diyerek East River State Park’a yürüdük. Yol üzerinde Manhattan manzaralı içkisini yudumlamak isteyenlerin uğrak yeri ünlü Wythe Hotel vardı. Ayrıca otelin girişinde lezzetleriyle adından söz ettiren Reynard Restaurant .

img_3811img_3866

Yol üzerinde merkezi Londra’da bulunan bisikletli kahveseverlerin Brompton Cafe si vardı. Hem bisikletine hem kendine vakit ayırmak isteyenler için çölde vaha gibiydi.

img_9147

Parkın etrafında İstanbul misali her yerde yeni beton binalar yükseliyordu. New York betondan bir ormandı Alicia Keys’in de şarkısında söylediği gibi ve hergün ormana yeni bir ‘ağaç’ ekleniyordu. Parkın kenarına geldiğimizde bizi şık gökdelenleriyle Manhattan selamladı. Uzun bir süre bir bankta oturup şehri izledik.

img_3831img_3854img_3843

7.caddeye doğru tekrar yürümeye başladık. Yol üzerinde vintage dükkanlara göz attık. 7.caddede sıcaktan ve yürümekten yorulup kısa bir mola için Starbucks Reserve’e oturduk. New York’ta her sokakta Starbucks bulmak mümkündü. Reserve her yerde yoktu ve Williamsburg’taki bu şubesi post-endüstriyel tarzda oldukça keyifli döşenmişti.

img_3876img_3878img_3874

Artık subway kullanarak Manhattan’a geçtik. 11 Eylül terör saldırısının gerçekleştiği, yıkılan Dünya ticaret merkezi kulelerin yerine One Trade Center’ın yapıldığı ve  11 Eylül anıtlarının olduğu bölgeye geldik. Burada bizim gibi ziyarete gelen yüzlerce insan anıtın etrafında toplanmıştı. Saldırılardan 10 yıl sonra Michael Arad tarafından tasarlanan anıt, yıkılan kulelerin yerine yapılan derin bir havuzdan oluşuyor. Havuzun etrafında hayatını kaybedenlerin isimleri yazılmış .Gece bile bir ışıkla aydınlatılarak okunabilir hale getirilmiş. Havuzdaki boşluklar kayıpları temsil ediyor. Yokluğun bir temsili bu havuz ve bir mühendislik harikası. One Trade Center’ın gölgesinde bu havuzun kenarındayken üzerinden yıllar geçmesine rağmen o korkuyu, acıyı tekrar hissedebiliyorsunuz. Bu duyguyu yaratan bir anıt, unutulmaz bir 11 Eylül yası yaratılmış. Uzun kuyruktan dolayı müzesini gezmeden yolumuza devam ediyoruz.

img_3894img_3879img_3880

Friends  dizisinin çekildiği West Village’teki apartamanı bulup mutluluk resimlerini çekildikten sonra Soho’da akşam kahvesi için La Colombe Torrefaction’a uğruyoruz.

img_9178

David Bowie’nin sıkça uğrayıp kahvelerini aldığı New York’un en iyi kahvecilerinden birindeydik ve hakkını veren bir kahve içtik. Daha sonra yazacağım New York’u  en iyi kahvecileri derlemesinde size burası hakkında daha ayrıntılı bilgi vereceğim.

img_3615

img_3616img_3618

Gün akşama dönerken artık alışveriş zamanıydı. (Alışveriş rehberi ile size en uygun noktaları da derleyeceğim) Para ve zamanın fütursuzca harcandığı her alışveriş gibi bu alışverişte bitti ve biz de otelimize elimizde yeni bavullarımızla döndük 🙂

Devamı için tık tık !

This entry was posted in: Amerika, Seyahat

tarafından

1988 yılında sarı bir sonbahar günü doğdu. 40 günlükken yaptığı ilk şehirler arası seyahat sonrası gezme aşkı da onunla birlikte büyüdü. Ailesiyle yaptığı uzun keşif dolu yolculukları ile ‘keşfetme’nin dayanılmaz güzelliğinin farkına vardı. İnsanı ‘keşfetmek’ için tıp fakültesini bitirdi. Çocukların enerjisi ile genç kalabilmek için çocuk doktoru olmaya karar verdi. Hayatını birleştirdiği Oğuz Derya ile birlikte ‘keşfetme’ye devam ederken tecrübelerini paylaşmak için bu blogta yazılarını yayınlamaya başladılar.

1 Yorum

  1. Geri bildirim: Macera Dolu Amerika Bölüm 3: Orlando | Kaplan'lar Keşifte!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s