Köşe yazıları
Comments 2

İstanbul Sana Söyleyeceklerim Var

İstanbul…

Üzerine şiirler, hikayeler, romanlar yazılmış sırrına erişilememiş şehir İstanbul.

Bir süredir İstanbul’da yaşayan ama İstanbullu olmayan benden dinleyin bir de. 

Dünyanın göz bebeği olan, paylaşılamayan, iki kıtada toprakları bulunan nadir bir şehir nasıl göz göre göre yok olur aklım almıyor. Adeta eriyen bir mum gibi. Çağlar boyunca farklı imparatorluklara ev sahipliği yapmış, sokak taşlarında bile tarih saklı olan şehirden tarihin izleri insan eliyle yavaş yavaş silinmekte. Üstelik apaçık, İstanbul sakinlerinin şahitliğinde. 

Hergün farklı bir semtin kentsel dönüşüm projesine dahil olduğunu duyuyoruz. Eskiden keyifle gezilen Caddebostan’da bunlardan biri. Bir süredir betondan bir semte çevrilmeye çalışılıyor. Eğer burada yürüyüşe çıkacak olursanız sizi bolca gürültü, çevre kirliliği ve beton mikserleri bekliyor olacak. Temiz hava almak için çıktığınız bu yürüyüşte bolca toz yutmuş, spor ayakkabılarınız yağmursuz bir günde çamura batmış, her sokaktan çıkan kamyonlardan super mario gibi bi oraya bi buraya kaçarken bulacaksanız. Alın size ‘bir tatlı huzur’  İstanbul! 

Karaköy’e gittiğimde önünden her geçişinde içimiz cız ettiği yer, daha önce Souq Karaköy’ün kurulduğu yerin tam karşısındaki otopark. Bizans İmparatorlu’ğundan kalma tarihi kemerin üstü yıkılmış ve otoparka uygun hale getirilmiş. Tarihle iç içe yaşama anlayışı bu olsa gerek! Buradan gelip geçen insanların çoğu da farkında bile değil. 

Sahildeki tarihi surlar ise kendi kaderine bırakılmış, suç mahali olarak işlev görüyorlar. İçerisinde sebze-meyve yetiştiriliyor. Bol egzoz gazıyla büyüyen sebzeler! Alın size tarihle iç içe İstanbul! 

3.köprü açıldı aman ne güzel, tüm trafik sorunumuz sihirli değnek değmiş gibi yok olup gitti! Giden ormanlarımız kimin umrunda. 3.köprüye nazır Garipçe köyünde kahvaltı daha mı keyifli oluyor dersiniz? Artık oraya da köy denebilirse tabi. 

Haftasonu olsun biraz İstanbul’un tadına mı varalım diyorsanız sabah bir asker gibi kalkıp erkenden gideceğiniz yere varıp yer kapmadan bunu yapmanız mümkün değil. Öyle kafa dinlemeyi falan da sakın hayal etmeyin. Negatif enerjiyle dolup evinize döneceğiniz -ki trafiğe takılmazsanız- kesin. 

Şöyle herhangi bir sahilde yürüyüşe çıkarsanız, bol korna sesi eşliğinde kulaklığınızdaki müziğe bile konsantre olamayacaksınız.

Bu şehirde herkesin acelesi var, herkesin sorunu var ve dolayısıyla herkes bencil. Metrobüse binmiş olan herkes bunu iliklerine kadar hissedecektir. İnsanın insana değer vermediği bir şehir oldu İstanbul. Hangi semte giderseniz gidin bu böyle. Bazılarında fazla bazılarında az. 

Türkiye’de sanatın her dalına en kolay ulaşabileceğiniz yer İstanbul. Sayısını bilmediğim kadar çok galeri  var. Sanat müzesi sayısı da diğer şehirlere göre fazla ve etkinler. Ama terör korkusu yüzünden ziyaretçi sayıları düşüşte.

IMG_7572 2

İSTANBUL MODERN

Yine terör saldırıları yüzünden tarihi yarımada da zor durumda. Ben de artık korkarak gittiğimi itiraf etmeliyim bu yerlere. Geçen gün Bloomberg tv’de Ayhan Sicimoğlu’nun renkler programında da kendisi Ayasofya’yı ziyaret ediyordu ve etraf bomboştu, normalde sıra olup içeri girmek için büyük bir kalabalık beklemesi yerine. Çok çok üzücü!

Hergün yeni bir alışveriş merkezi açılıyor. Sayıları 100’ü bulmuş. Ormanlar, parklar yıkılıp avm, rezidans yapılıyor. Yalancı küçük bir çim alanı yapıp yaşanılabilir gösterilen beton hapishaneler yaratılıyor. Küçücük evlere sıkıştırılan büyük hayatlar yüksek fiyatlara satılıyor.

Tarlabaşı yeniden yaratıldı, içindeki tarihle birlikte yokedilerek. 

Avrupa kentlerine özenip Avrupa’lı olamamış, kıyılarından bile geçemeyecek durumdayız. Amerika’ya da meyilimiz var ama o da olmamış. Halbuki sadece kendini koruyabilseydik İstanbul için  herşey daha güzel olabilirdi.

Kaliteli yaşamak için İstanbul’a gelmek büyük bir hata, gelmeden önce defalarca düşünmek lazım.

IMG_1487

IHLAMUR KASRINDA İLKBAHAR

Ve şimdi çok severek geldiğim İstanbul’da kalmanın da doğru bir karar olmadığını düşünüyorum. Arada görüşmek üzere İstanbul, ben gidiyorum. 

Sana son sözüm İstanbul: İstanbul olarak kalmalıydın..

 

This entry was posted in: Köşe yazıları

tarafından

1988 yılında sarı bir sonbahar günü doğdu. 40 günlükken yaptığı ilk şehirler arası seyahat sonrası gezme aşkı da onunla birlikte büyüdü. Ailesiyle yaptığı uzun keşif dolu yolculukları ile ‘keşfetme’nin dayanılmaz güzelliğinin farkına vardı. İnsanı ‘keşfetmek’ için tıp fakültesini bitirdi. Çocukların enerjisi ile genç kalabilmek için çocuk doktoru olmaya karar verdi. Hayatını birleştirdiği Oğuz Derya ile birlikte ‘keşfetme’ye devam ederken tecrübelerini paylaşmak için bu blogta yazılarını yayınlamaya başladılar.

2 Comments

  1. Murat says

    İstanbul her zaman İstanbul
    Değişim sancıları bunlar
    10 yıl sonra Harika bir şehir olacak
    Umudu kaybetme

    Beğen

  2. İçten yazılmış,duygu yüklü bir yazı.
    İstanbul beni çocukluğumdan beri hep korkutmuştur.Belki kalabalığı.Hatırlamıyorum.Siz çocuklarımın varlığı korkumu yendi.
    Diyeceğim o ki; İstanbul hala İstanbul benim için.
    Betonlaşmayan neresi kaldı ki?
    Her şeyin hayırlısı.
    İstanbul gideni bekler gelsin diye, geleni kucaklar sevsin diye.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s