Yazar: Pebbles

Gelinlikten Rol Çalan Gelin Çiçekleri

Gelin buketleri son zamanlarda gelinliğin önüne çıkan bir düğün aksesuarı oldu. Eskiden kullanılan yapma çiçeklerin yerini artık canlı ve kurutulmuş çiçekler aldı. Aslında bu sayede ‘florist’lerle tanıştık. Çiçekçi değil çiçeklerle sanat icra edenler diyorum ben bu tanımı açıklarken. Çünkü ellerindeki çiçek ve malzemelerle her defasında farklı bir kompozisyon yaratıyorlar.   Çiçeklerime çok iyi bakamasam da çiçekleri incelemeyi seviyorum. Tek başına veya buket her türlüsü evimde olup vazoda bir köşede gördüğüm zaman içimi bir mutluluk kaplıyor. Tabii durum böyle olunca gelin buketlerimi de özenle seçmek düğün hazırlıklarımdaki en keyifli aktivite oldu. Gelin buketleri diyorum çünkü 4 adet buketim oldu. Birisi save the date, diğer ikisi iki farklı şehirdeki düğünler ve sonuncusu dış çekim için oldu. Hepsi bir buketle olmuyor muydu diye sorduğunuzu duyar gibiyim 🙂 Ama maalesef olmuyordu çünkü hepsi birbirinden en az 10 gün vardı. Seçimlerim genelde canlı çiçeklerden olması nedeniyle de en fazla dayanma süresi 2 haftaya uzuyordu o da eğer için succulent gibi bir kaktüsgil üyesi varsa.  Çiçeklerimin hepsini sizlerle paylaşacağım ama öncesinde gelin buketi arayışı içerisinde olanlara küçük ipuçları vereceğim: 1) Seçtiğiniz …

‘Kaplan’lar Keşifte’ Blogumuzun 1.Yılı Kutlama Hediyesi: Alaçatı’da Tatil

“Kaplan’lar Keşifte” blogumuzu açalı 1 yıl oldu. @dr_ottoman (yazarımız bamm-bamm) ve benimle beraber keşif yolu bir yıl geçirdiniz ve ben de bu duruma karşılıksız kalamadım😍 Dünyayı ve yenilikleri keşfederken hep dönüp dolaşıp geldiğim nokta “hayatın paylaştıkça güzelleştiği” oldu. Bu yüzden bu 1.yılın mutluluğunu paylaşarak çoğaltmak istedim ve çok sevdiğim Alaçatı’nın en güzel zamanı Eylül ayında 5-30 Eylül 2017 tarihleri arasında istediğiniz tarihte 2 gece 2 kişilik (tek oda, havuz manzaralı)+kahvaltı şeklinde konaklama hediye ediyorum. 🏝 İnstagramdan katılabileceğiniz çekiliş için yerine getirmeniz gereken koşullar ise şöyle: 1️⃣ benim instagram hesabım @artista_m ve @breraotel i takip etmek, 2️⃣ instagramdaki bu fotoğrafı beğenmek, 3️⃣ fotoğrafın altına istediğiniz arkadaşı etiketlemek ( istediğiniz sayıda etiketleyebilirsiniz. 🏝Her bir yorum bir katılım hakkı demektir. 🏝Geçersiz hesaplar ve koşulları yerine getiremeyenler çekilişe dahil edilmeyecektir. 🏝Katılım 19 Ağustos gecesi saat 23.59 itibari ile sona erecek. Çekilişi ise 20 Ağustos günü random.org üzerinden gerçekleştirip instasnaps’te kazananı ilan edeceğim💫 🏝Kazanan kişinin konaklama tarihini en geç 24 Ağustos 2017’ye kadar @breraotel ve bana bildirmesi gereklidir. Herkese bol şans diliyoruz❣️😊

Vatikan ve Aşıklar Şehri Roma

Roma… Aşıkların şehri. Şubat ayında rotamızı bu büyülü şehire çevirmiştik. 3,5 günlük gezimizin ilk gününü ayrı bir devlet olan Vatikan’a diğer günleri Roma’daki önemli yapılara ayırmıştık. 1 haftalık İtalya gezimizin son kısmına gelmiştik ve artık çok yorulmuştuk. Ama aslında asıl yorucu kısım şimdi başlıyordu. Bu uzun gezimizi birkaç bölümde size anlatmayı planlıyordum fakat ilk 2 gün fotoğraflarım icloud ve bilgisayar üzerinden silindiği için o günleri özet geçerek iki bölümde ve Trastevere’yi ağırlıklı olarak anlatacağım. Ama şimdiden müjdelemek isterim ki fotoğrafları kaybedip üzülmeme dayanamayan eşim ( yazarımız bamm bamm) üzüntüme dayanamayıp şimdiden ileri bir tarihte tekrar Roma gezisi sözü verdi bile 🙂 Roma, İtalya’nın en kalabalık şehri. Yedi tepeden oluşan şehir bana biraz İstanbul’u anımsattı. Sezar’dan bu yana değişmemiş kaldırım taşları olmasa inanın çekilmez bir trafiği var. Romantizmi bozmak istemiyorsanız yürüyerek ulaşımı tercih etmenizi öneririm. Vespa kiralayarak da film tadında bir Roma gezisi yaşayabilirsiniz. Motorsiklet trafiğinin de pek parlak olmadığını belirtmek isterim:) Böyle büyük bir şehir de kullanabileceğiniz diğer ulaşım araçları ise metro ve otobüs. 48-72 saatlik müzeleri de kapsayan toplu taşıma için de kullanabileceğiniz Roma Pass’de …

Aydın’da Bir Yol Üstü Durağı: Ağaçlı Köy

Arabayla yapılan yolculukların benim için en güzel kısmı yol üzerinde verilen kısa molalardır. Eşim Oğuz (yazarımız Bamm-Bamm)’da benim gibi olunca bizim yolculuklar molalarla uzadıkça uzuyor 🙂  Bugün de İzmir’den Kuşadası’na giderken yeni bir köy keşfettik. Doğası, eski Rum evleri, zeytini ve dev bazlamalarıyla ünlü Ağaçlı Köy’ü bu kadar zamandır nasıl es geçmişiz bilmiyorum. Söke’nin bir dağ köyü olan Ağaçlı Köy’e hem Bodrum’a hem de Kuşadasına giderken uğrayabilirsiniz. Doğayla bütünleşebileceğiniz, köy kahvaltısı ve yemeklerini bulabileceğiniz bir adres. Samos Körfezi manzarası da müthiş.  Ağaçlı Köy’de öğle kahvaltısı için Ağaçlı Restaurant’ı tercih ettik. Kahvaltı servisi saat 16.00’ya kadar devam eden mekanda  aynı zamanda akşam tandır ve tuzda tavuk servisi de yapılıyor. Kahvaltı için ağaçların altında ip gibi sıralanmış masalardan birine oturduk. Her masanın yanında semaver yerleştirmek için kütükler konulmuştu. Tek dezavantajı yol kenarında olmasıydı.    Standart serpme kahvaltının içinde en beğendiğim yazlık karışık kızartma oldu. Yaza en çok yakıştırdığım bu yoğurt soslu kızartma leziz sebzelerle damağımda bir bayram havası yarattı. İkinci en beğendiğim kahvaltılık ise kırmızı erik reçeliydi. Kişi başı 20 tl olan kahvaltı yumurta olmaması dışında yeterli çeşitlilikteydi.  Semaverde çayımız …

2017 SON YARISINDA İZLENMESİ GEREKEN FİLMLER REHBERİ

2017 yılının ikinci yarısına girmişken, yıl sonuna kadar vizyona girecek filmlerden öne çıkanları ve merakla beklediğim yapımları derledim. 2017’nin ikinci yarısı sinefilleri ilk yarıya göre daha çok tatmin edecek gibi görünüyor.  DUNKIRK (IMDB: 9.7) The Dark Night, Interstellar, Inception fimleri ile aklımıza adını kazıyan ünlü yönetmen Christopher Nolan’ın yeni filmi Dunkirk bu yıl en çok merak ettiğim yapım. Bu durum sadece benim için değil tüm dünya için geçerli. Yönetmenin en iyi filmi olduğu söyleniyor. Konusu ise 2. Dünya Savaşı’nın seyrini etkileyen olaylardan Dunkirk Tahliyesş. Tahliyeyi karadan, havadan ve denizden farklı bakış açılarıyla izleyiciye aktarıyor.  Harry Styles, Tom Hardy, Kenneth Branagh gibi isimlerle oyuncu kadrosu hayli iddialı. Imdb’de 2000 kişiyi geçen oylamayla puanı 9.7. Eleştirmenler 70 mm olarak izlenmesini öneriyor. Bu iddialı film için artık çok beklememize de gerek kalmadı.  Vizyon tarihi: 21 Temmuz 2017  ZOMBİ EXPRESİ (IMDB 7.5) Kore yapımı Zombi filmi Hollywood yapımlarına meydan okuyan bir film öncesi. Ülkemizde henüz vizyona girmeyen filmi izledim. Zombi konulu klişeleşmiş bir film beklerken; beklentimin çok üstünde bir keyifle filmi bitirdim. Konu ne olursa olsun çıkış yeri Kore olunca filme ister …

Denize Kahve Çekirdeği Düştü!

Evet yanlış duymadınız; bu yıl karpuz kabuğu değil kahve çekirdeği denize düştü ve benim için yaz geldi. Yaz gelince Ege Bölgesi’nin sahil şeridinde deniz, kum, güneşin tadını çıkarırken nitelikli kahve yapan yerlerin arayışına girdim. İzmir, Çeşme, Alaçatı’da birçok mekan bulunuyordu ama hepsi plajlara uzak konumdaydı. Fakat deniz sezonun açılmasıyla durum değişti.  Şehir merkezlerinde yer alan kahve dükkanları ‘yazlık’ şubeler açtı. Şimdilik sayıları az olsa da nitelikli kahve adına büyük bir gelişme olduğunu söylemeliyim. Yaz ile kahve birlikteliğini pek benimseyemeyen bir millet olarak, artan kahve dükkanları ve soğuk kahve çeşitleri ile bu birlikteliği kabulleneceğimizi hatta çok seveceğimizi düşünüyorum. Bu yaz artık frozenın yerini frappucino, ıced latte, cold brew alacak gibi görünüyor, benden söylemesi. MOC (FLY-INN BEACH) İstanbul’dan müdavimi olduğumuz MOC’un Çeşme Altınkum’da yer alan Fly-Inn Beach’e yazlık bir şubesi açıldı. Her geçen gün daha fazla ilgi görüyor. Buz mavisi Çeşme denizine karşı en az 12 saat demlenmiş cold brew’i denemenizi öneririm.  BREW COFFEE WORKS (CAPPELLO BEACH CLUB) İstanbul’da birçok şubesi bulunan Brew Coffee Works yazlık şubesini Kuşadası Sahil Sitelerinde yer alan Cappello Beach Club’a açıldı. Şube aynı …

Bozburun Yarımada’sında Bir Haftasonu

Herşey yıldönümümüzü kutlamak için biraz sessizlik, huzur ve özel bir yer istememizle başladı. Seçenekleri değerlendirince ilk kararımız son zamanların yükselen yıldızı Selimiye oldu. Fakat yola çıkmadan son gün daha bakir bir yer aradığımıza karar verdik ve rotayı Bozburun’a çevirdik. İzmir’den yaklaşık 4 saat uzaklıktaki Bozburun’a Dalaman Havalimanı’ndan sonra karayoluyla 2 saaatte ulaşabilirsiniz. İzmir’den yola çıktık ve  Bozburun’a varmadan sadece 17 km, yaklaşık yarım saat öncesinde Bozburun yarımadasında yer alan Selimiye’de kısa bir mola verdik. Küçük bir köyün nasıl bir turizm cenneti olduğunu anlamak hiç de  zor değildi. Herhangi bir tepesinden baktığımda gördüğüm o kusursuz mavi-yeşil koy istemesem de beni kendine çekiyordu. Selimiye’nin sahiline indik ve ‘tatlı laboratuvarı’ olarak adlandırılan meşhur Paprika’yı bulduk. Turizm sezonu yeni yeni açıldığı için şanslıydık; köy adına yakışır şekilde sakin ve sessizdi. İçeride sergilenen tatlı reyonundan en ünlü ve beğenilen lezzeti haşhaşlı tatlı, çilekli magnolia’yı tercih ettik. Bunun dışında süt reçelli ve keçiboynuzlu muhallebi, pişmaniyeli tiramisu gibi mekana özgü lezzetlerde bulunuyordu. Eee tatlıların yanında serinlemek için birşeyler gerekti. Çilekli limonata ve lavantalı limonatalarımızı da seçerek deniz kenarındaki masamıza yerleştik. Çilekli limonatam geldiğinde Oğuz’la …

Alaçatı’da Yağmurlu Bir Akşam Kaçamağı

İzmir’e taşınmamızın en güzel taraflarından biri sadece ‘tatil’de gidebildiğimiz yerlere artık iş çıkışı bile gidip gelebiliyor olmamız oldu. Buna hala alışabildiğimizi söyleyemem. Özellikle geri dönüş yolunda hep İstanbul’a dönüyormuşum gibi hissediyorum. Havaalanı sapağını geçince derin bir oh çekiyorum 🙂 Fırsat buldukça gittiğimiz adresleri ve tecrübelerimi de blogta sizlerle paylaşacağım. Bu yaz bol Ege içerikli yazılarım olacağını şimdiden söyleyebilirim. İş çıkışı İzmir’e çılgınca bir yağmur yağarken Alaçatı’ya doğru yola çıktık. 45 dakikada vardığımızda tatlı bir yağmur başlamıştı. Yaz günlerindeki kalabalıktan eser yok, sokaklar sakindi. Yeni mekanlar açılış için yavaş yavaş son halini almaya başlamıştı; ne de olsa sezon açılışı yaklaşıyordu. Sakin zamanlarda etrafta göremediğim bir çok ayrıntıyı görmenin mutluluğu ile akşam yemeği için Hacımemiş’te bulunan Kapari Bahçe’nin sokaktaki masalarından birine oturduk. Sezonda rezervasyonla bile zor yer bulunan mekanda çoğu masa boştu.  Başlangıç seçimlerimiz girit ezmesi ve kabak çitlemesiydi. Ara sıcak olarak hania böreği ve kabak çiçeği tempura aldık. Şef Çaykun Gelgeç’in mutfağından çıkanlardan hania böreğine bayıldık. İlk kez denediğimiz dilim patates, kabak ve lor peynirden oluşan, dereotuyla servis edilen lezzet bizden tam puan aldı. Deniz mahsüllü makarna …

Macera Dolu Amerika Bölüm 4: Miami

  3 haftalık Amerika tatilimiz-balayımızın son 5 gününü Miami’ye ayırmıştık. Bu 5 gün daha sonra hep özlediğim en dertsiz, tasasız, güneşe ve denize doyduğum unutamayacağım günler olarak tarihe geçti. Haydi gelin şimdi kaldığımız yerden devam edelim ve Miami’ye doğru yola çıkalım.  Orlando’dan Miami’ye kiralık aracımızla 3 saatte gitmeyi planlıyorduk ki yolumuzu biraz uzatarak Cocoa Beach ve Kennedy Uzay Üssü‘nün bulunduğu  Uzay Kumsalı olarak da bilinen Cape Canaveral’ı görerek gitmeye karar verdik. 1 saat uzaklıktaki Cocoa Beach’e vardığımızda akşam üstüydü ve kumsalda voleybol oynayanlar ve pierde manzaraya karşı yemek keyfi yapanlar çoğunluktaydı. Yazlık şirin evlerin bulunduğu Cocoa’dan 15 dakika uzaklıktaki Cape Canaveral’e geldik. Kennedy Uzay Üssü’nü gezmek için vaktimiz kalmamıştı ama yakınlarında olabilmek bile güzeldi. O heyecanla izlediğim uzay mekiği fırlatma sahneleri işte tam da bu kumsalda gerçekleşiyordu. Uzay Üssü’nü gezmek isteyenler için ise bilet fiyatları 50 dolar. Mekiklere yaklaştırmasalar da NASA çalışanları ile beraber bulunabileceğiniz çok keyifli bir gezi yapılıyormuş. Gün batımını izlemek hem de güzel bir yemek için Port’da yer alan Grills Seafood Deck&Tiki Bar’a gittik. Deniz ürünü her tür yemeği bulacağınız mekanın spesiyali ise köpek balığı …

Macera Dolu Amerika Bölüm 3: Orlando

New York’ta dolu dolu başlayan Amerika gezimize daha sakin ve yaz tatili modunda devam etmek için Orlando’ya geçtik. New York’tan Orlando’ya araba ile yaklaşık 15 saatlik yol olduğu için uçakla gitmeyi tercih ettik.  Jet Blue Havayollarından biletlerimizi aldık. Amerika içi uçuşlar John F. Kennedy Havalimanından değil de daha çok Queens’te bulunan La Guardia Havalimanı’ndan kalkıyordu. Bu havalimanına gitmek için New York’ta Times Square’de  kaldığımız Citizenm Otel’den taksiyi tercih ettik. Hintli taksiciyle bol bol sohbet ederek yarım saatte 30 dolara havalimanına ulaştık. Havaalanında valiz teslimi biraz zor oldu çünkü sınır 50 pound yani 22.68 kg’dı ve bu sınırı aştığımız için tekrar valizlerimizden birşeyler çıkarmak zorunda kaldık. ‘The City Beautiful’ olarak adlandırılan Orlando göller ve bataklıklardan oluşuyordu. Uçuş sonunda Orlando’ya kuş bakışı baktığımda ‘Aman Tanrım hayatımda hiç bu kadar göl görmemiştim’ dediğimi hatırlıyorum. 2 buçuk saatlik uçuş sonunda Orlando Uluslararası Havalimanına varmıştık. Havalimanından kiraladığımız araçla booking üzerinden 3 gün yer ayırttığımız Otel Staybridge Suites Orlando Lake Buena Vista ‘ya doğru yola çıktık. I-Drive (İnternational Drive) üzerinden Lake Buena Vista’ya gps yardımıyla kolayca vardık. New York’tan sonra Orlando çok acayip gelmişti bana. Çünkü …