All posts filed under: Genel

Gelinlikten Rol Çalan Gelin Çiçekleri

Gelin buketleri son zamanlarda gelinliğin önüne çıkan bir düğün aksesuarı oldu. Eskiden kullanılan yapma çiçeklerin yerini artık canlı ve kurutulmuş çiçekler aldı. Aslında bu sayede ‘florist’lerle tanıştık. Çiçekçi değil çiçeklerle sanat icra edenler diyorum ben bu tanımı açıklarken. Çünkü ellerindeki çiçek ve malzemelerle her defasında farklı bir kompozisyon yaratıyorlar.   Çiçeklerime çok iyi bakamasam da çiçekleri incelemeyi seviyorum. Tek başına veya buket her türlüsü evimde olup vazoda bir köşede gördüğüm zaman içimi bir mutluluk kaplıyor. Tabii durum böyle olunca gelin buketlerimi de özenle seçmek düğün hazırlıklarımdaki en keyifli aktivite oldu. Gelin buketleri diyorum çünkü 4 adet buketim oldu. Birisi save the date, diğer ikisi iki farklı şehirdeki düğünler ve sonuncusu dış çekim için oldu. Hepsi bir buketle olmuyor muydu diye sorduğunuzu duyar gibiyim 🙂 Ama maalesef olmuyordu çünkü hepsi birbirinden en az 10 gün vardı. Seçimlerim genelde canlı çiçeklerden olması nedeniyle de en fazla dayanma süresi 2 haftaya uzuyordu o da eğer için succulent gibi bir kaktüsgil üyesi varsa.  Çiçeklerimin hepsini sizlerle paylaşacağım ama öncesinde gelin buketi arayışı içerisinde olanlara küçük ipuçları vereceğim: 1) Seçtiğiniz …

Vatikan ve Aşıklar Şehri Roma

Roma… Aşıkların şehri. Şubat ayında rotamızı bu büyülü şehire çevirmiştik. 3,5 günlük gezimizin ilk gününü ayrı bir devlet olan Vatikan’a diğer günleri Roma’daki önemli yapılara ayırmıştık. 1 haftalık İtalya gezimizin son kısmına gelmiştik ve artık çok yorulmuştuk. Ama aslında asıl yorucu kısım şimdi başlıyordu. Bu uzun gezimizi birkaç bölümde size anlatmayı planlıyordum fakat ilk 2 gün fotoğraflarım icloud ve bilgisayar üzerinden silindiği için o günleri özet geçerek iki bölümde ve Trastevere’yi ağırlıklı olarak anlatacağım. Ama şimdiden müjdelemek isterim ki fotoğrafları kaybedip üzülmeme dayanamayan eşim ( yazarımız bamm bamm) üzüntüme dayanamayıp şimdiden ileri bir tarihte tekrar Roma gezisi sözü verdi bile 🙂 Roma, İtalya’nın en kalabalık şehri. Yedi tepeden oluşan şehir bana biraz İstanbul’u anımsattı. Sezar’dan bu yana değişmemiş kaldırım taşları olmasa inanın çekilmez bir trafiği var. Romantizmi bozmak istemiyorsanız yürüyerek ulaşımı tercih etmenizi öneririm. Vespa kiralayarak da film tadında bir Roma gezisi yaşayabilirsiniz. Motorsiklet trafiğinin de pek parlak olmadığını belirtmek isterim:) Böyle büyük bir şehir de kullanabileceğiniz diğer ulaşım araçları ise metro ve otobüs. 48-72 saatlik müzeleri de kapsayan toplu taşıma için de kullanabileceğiniz Roma Pass’de …

Bir Varmış Bir Yokmuş…Venedik: Tarihi Şehir

Venedik’teki 2. günümüze sabah hava aydınlanırken alarmsız bir şekilde uyanmıştık. Konu gezmek olunca beyin kesinlikle farklı bir şekilde çalışıyor 🙂 Sıkı bir şekilde giyinip otelin gondol iskelesine indik. Sabah öyle sessiz öyle güzeldi ki Venedik, bir masaya oturup sessizliği dinledik. Arabaların olmaması gürültü kirliliğini resmen sıfırlamıştı. Kanalda sabahın o saatinde tek tük vaporetto geçiyordu (sabah 05.00’te seferlere başlıyorlar).  Gondolların hepsi de yerlerindeydi. Tam karşıda Rialto pazarı yavaş yavaş açılıyordu.( Pazar hergün açık) Otelimizdeki kahvaltıya geçtik. İtalya’da çoğu otelde kahvaltı dahil sistem var. Kahvaltı tabii bir Türk kahvaltısı değil ama değişik çeşit peynirler, domates, meyve ve yumurta çeşitleri, bolca kek ve turta çeşitleri bulunuyor. Bir İtalyan gibi sabah Cappuccinomuzu içip kahvaltımızı yaptıktan sonra  geçen gelişimizde sonunu göremediğimiz kuyruk nedeniyle giremediğimiz San Marco Meydanındaki Aziz Mark’ın çan kulesinin açılış saatine yetiştik. Saat 09.45’den sonra açılan kulede çok sıra olmadığını görüp bir “oh” çektik. Nihayet Venedik’i kuş bakışı görebilecektik. Aziz Mark’ın Çan Kulesi‘nin (Campanile di San Marco) Roma döneminde yapılmış ve kentin sembolü yapılardan biri.  98 metre ve sadece bir kanal dışında tüm Venedik’i buradan izleyebiliyorsunuz. 1902 yılında …

Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik Ağva’dan

Cumartesi günü öğle saatlerinde hiç aklımızda yokken biraz İstanbul’un stres, kaosu ve haftasonu sokaklardan, restaurantlardan, avmlerden taşan kalabalığından uzaklaşmak için Ağva’ya gitmeye karar verdik. Arabayla yaklaşık 1 buçuk saat uzaklıkta olması bu ani kararımızda büyük etken oldu.  Ocak ayı için hava gayet iyiydi. 12 derece ve güneşliydi. Gitmekte olduğumuz yol ormanlık bölgeden geçiyordu ve hala bitki örtüsünün üzeri karla kaplıydı. Güneşle parıldayan karlar, yaprakları dökülmüş kuru ağaçlar Bob Ross tabloları tadında bir yolculuk yapıyorduk. Ağva yolunda normal yolumuzu değiştirerek eski Şile Ağva yoluna girdik. Amacımız  Vedat Milor’un yaklaşık 1 yıl önce yazısında överek bahsettiği Tadım Gözleme evinde boşnak mantısı yemekti. Vedat Milor’ün tavsiyelerinden hüsrana uğradığımız pek görülmemiştir, o yüzden önerilerini hep denemeye çalışırız. Tadım gözleme evi Yeniköy’de Şile’ye yaklaşık 7-8 dakika Ağva’ya ise 35 dakika uzaklıkta yer alıyor. Bir Boşnak köyü olması nedeniyle Boşnak mantısı yapan birçok yer sizi köyün girişinde karşılıyor. Fakat biz köyün sonuna doğru olan Tadım Gözleme evini tercih ettik. Buraya vardığımızda bizi kötü bir süpriz karşıladı, sadece nakit para geçerliydi. Tabi en yakındaki bankamatik Şile’de olduğu için tekrar Şile’ye dönüp bir bankamatik bulup para …

The Crown: Kraliçe Sizi Ekran Başına Çağırıyor

Gün geçmiyor ki yabancı dizi dünyasına yeni bir dizi katılmasın. 2016 da ekranda bizlerle buluşan yeni dizilerden biri de  The Crown.  The Crown, bu yazımı yazarken hala hayatta olan, sağlık sorunları ile mücadele eden 90 yaşındaki dünyanın en yaşlı, Britanya’da en uzun hüküm süren hükümdarı II.Elizabeth ‘in 1947 yılında tahta çıkması ve devamında gelişen olayları konu alıyor. Left bank pictures ve sony pictures television tarafından netflix için üretilen dizinin yapımcısı Peter Morgan. Peter Morgan İngiliz kültürünü yaşatanlar listesinin ön sıralarında yer alan, aynı zamanda tarihi bir çok yapıma imza atan bir isim. The Crown dizisinin ilk sezonu için 100 milyon pound harcanmış. Tarihin en yüksek bütçeli dizilerinden birisi. Hal böyle olunca her ayrıntı ince ince düşünülmüş. Oyuncu seçimi, kostümler, mekanlar izlerken bir puzzle parçaları gibi birbirine geçmiş hissi veriyor. Dönem dizisi yapmak ve başarılı olmak zor bir iştir; öyle görünüyor ki ‘II.Elizabeth aşkına‘ hiç bir masraftan kaçınmayarak The Crown dizisi ilk sezondan bu başarıya çok yaklaşmış. Dizide II.Elizabeth’in gençliğini canlandıran Claire Foy, ilk bölümlerde ah keşke başka birisi mi olsaydı dedirtirken, dizinin ilerleyen bölümlerinde kraliçenin ruhuyla bütünleşiyor ve performansını iyileştiriyor. II.Elizabeth’in …

Şarap var okursan, kitap var içersen?

Herkese selam.. sizlere bored panda da ilgimi çeken bir yazıdan bahsetmek istiyorum. Mısır patlağı&Film ikilisi nasıl ayrı düşünülemez ise güzel bir kitap ile kaliteli bir şişe şarapta ayrı düşünülemez. Uyumları harikadır. Fırından çıkmış taptaze sıcacık ekmek üstü nutella gibi 😀 örnekleri arttırmak mümkün. Konumuza dönersek;  işte bu uyumdan yola çıkarak İtalyan şarap imalatçısı Matteo Correggia ve tasarım firması Reverse Innovation ‘ Librottiglia ‘yı yaratmışlar. Açılımı italyanca kitap ve şişe kelimelerinin akıllıca kombinasyonundan yaratılmış ve edebiyatla iç içe geçmiş bir dizi şarabı içermektedir. Librottiglia serisinin her şişesinde etiketin bir parçası olarak  içindeki şarapla tam uyum içerisinde kısa bir öykü bulunmakta. Tasarım firmasının şu mottası çok ilginç: günümüzde okumak için bilgisayar, tablet ve cep telefonlarını kullanıyoruz. Neden bir şişe şarap olmasın? Şimdilik şarap seçimine eşlik eden heyecan verici hikayelerin bulunduğu sınırlı koleksiyonuna üç yazar katkıda bulunmuş. Bunlardan ilki Roero Arneis serisi şaraplar. Gazeteci ve Hicivci Danilo Zanelli’nin “L’omicidio” -‘Cinayet’ adlı öyküsü Beyaz Roero Arneis’in taze ve hafif ruhuyla harmanlanmakta. Bir diğeri Anthos: şarkıcı ve yazar Patrizia Laquidara’nin  “La Rana nella Pancia”-‘Göbekteki kurbağa’ adlı öyküsü Kırmızı Anthos’un nadir kişiliğini tamamlayan ilginç bir masaldır. Son olarak: Roero serisi şaraplar. “Ti …

Succulentli Hediye Fikirleri

Yılbaşı yaklaşırken hediye arayanlara yaratıcı bir önerim var. Son zamanlarda kaktüsgillerin yükselen yıldızı succulentlerin başrolde olduğu, kolay ulaşılabilir malzemelerle yaratabileceğiniz küçük bir proje. Kendini succulent-mania akımının temsilcilerinden biri olarak tanıtan Iryna Osinchuk-Chajka nın salgangoz kabuğuna yerleştirdiği succulentler de en ilgi çekici tasarımlardan. Succulentleri küçük ahşap kutuların kapaklarına ve çerçevelere yerleştirip, farklı renklerde boyayabilirsiniz. Bence succulentin o doğal yeşil renginin ahşapla uyumu muhteşem, favorim bu renk ikilisi. Bu kendinizin yaptığı hediyeyle bonus mutluluk yaratacağınız hediyeleri yılbaşına özel tasarlayabilir, doğumgünü, ev hediyesi olarak da verebilirsiniz. Kendinize hediye vererek evinizin dekorasyonuna yeni bir soluk getirebilirsiniz. Fotoğraflarda gördüklerinizi ve daha fazlasını etsy den satın alabilirsiniz. Yazı bored panda dan alınmıştır.

Ayakkabımı Şarj Edip Geliyorum!

‘Ben ayakkabımı şarj edip geliyorum’ dediğinizde vereceğim haberden haberi olmayanlar size biraz şaşkın bakabilirler. Nike yapacağını yaptı ve yılın başında 28 Kasım 2016’da satışa sunacağını söylediği şarj edilebilen Nike HyperAdapt 1.0 modelinin fiyatını açıkladı. Fiyatı açıklamayıp biraz heyecan yaratalım! HyperAdapt 1.0, “şarjlı” bir spor ayakkabısı. Mekanizmasını çalıştıran pillerin durumunu ayakkabının arkasında yer alan LED’lerden takip etmek mümkün oluyor. Pilleri tam şarjla iki hafta kullanım ömrü sunuyor. LED’leri kırmızıya döndüğünde şarj aletine koşmanız gerektiğini anlıyorsunuz, tabii bitmeden yetişebilirseniz 🙂 Her bir teki şarj edebilmek için çift uçlu olan şarj aleti, mıknatıslı yapısıyla tabana yapışıyor ve HyperAdapt 1.0’ı şarj ediyor. Ayakkabıları şarj etmek yaklaşık 3 saat sürüyor. Tembeller ve ayakkabısını bağlamaya bile vakit bulamayanlar için ise en güzel haber; kendi kendine bağlanan otomatik bağcıklar. Geleceğe dönüş filmindeki Nike Mag’lerin vücut bulmuş hali -en son değişiklik sonrasında- 1 Aralık’ta Amerika’da satışa sunulacak. Ülkemiz için satış tarihi belli değil. Fiyatına gelecek olursak sadece 720 dolar !  Hayalini kuranlar Nike websitesinden bu tasarım harikası ayakkabıyı inceleyebilir. Nike ayakkabı sektörünün Apple’ı olacak gibi görünüyor.

Bozuk Paralardan Sıradışı Bir Yer Döşemesi

Kumbaranızda biriktirdiğiniz bozuk paralarınızla ne yaparsınız? Bu nasıl soru dediğinizi duyar gibi oluyorum. Vereceğiniz klasik cevabı değiştirecek bir esere imza atmış İngiltere’den Tonya Tooners. 13000 sent, birkaç kutu yapıştırıcı ile desen tasarlayarak eskiyen yer döşemelerinin üstüne yeni bir döşeme yapmış. Yapımı bir kaç ay süren süren bu sıradışı fikir benden tam not aldı. Yazı Bored Panda dan alınmıştır.

Bir Karnabaharlı ve Limonlu Buket Lütfen!

Hediye ettiğiniz veya aldığınız buketinizin kuruduktan sonra bir köşeye konulup unutulması ya da solup çöpe atılmasından mutsuzsanız sizi yenilebilir buketlerle tanıştırayım! Onlara veda etmek artık zor olmayacak. Karoline Samale bu düşüncelerle yola çıkarak meyve, sebze ve bitkilerden buketler tasarlamış. Bakalım sizin de hoşunuza gidecek mi? Yazı bored panda dan alınmıştır.