All posts filed under: Seyahat

Seyahat

Vatikan ve Aşıklar Şehri Roma

Roma… Aşıkların şehri. Şubat ayında rotamızı bu büyülü şehire çevirmiştik. 3,5 günlük gezimizin ilk gününü ayrı bir devlet olan Vatikan’a diğer günleri Roma’daki önemli yapılara ayırmıştık. 1 haftalık İtalya gezimizin son kısmına gelmiştik ve artık çok yorulmuştuk. Ama aslında asıl yorucu kısım şimdi başlıyordu. Bu uzun gezimizi birkaç bölümde size anlatmayı planlıyordum fakat ilk 2 gün fotoğraflarım icloud ve bilgisayar üzerinden silindiği için o günleri özet geçerek iki bölümde ve Trastevere’yi ağırlıklı olarak anlatacağım. Ama şimdiden müjdelemek isterim ki fotoğrafları kaybedip üzülmeme dayanamayan eşim ( yazarımız bamm bamm) üzüntüme dayanamayıp şimdiden ileri bir tarihte tekrar Roma gezisi sözü verdi bile 🙂 Roma, İtalya’nın en kalabalık şehri. Yedi tepeden oluşan şehir bana biraz İstanbul’u anımsattı. Sezar’dan bu yana değişmemiş kaldırım taşları olmasa inanın çekilmez bir trafiği var. Romantizmi bozmak istemiyorsanız yürüyerek ulaşımı tercih etmenizi öneririm. Vespa kiralayarak da film tadında bir Roma gezisi yaşayabilirsiniz. Motorsiklet trafiğinin de pek parlak olmadığını belirtmek isterim:) Böyle büyük bir şehir de kullanabileceğiniz diğer ulaşım araçları ise metro ve otobüs. 48-72 saatlik müzeleri de kapsayan toplu taşıma için de kullanabileceğiniz Roma Pass’de …

Aydın’da Bir Yol Üstü Durağı: Ağaçlı Köy

Arabayla yapılan yolculukların benim için en güzel kısmı yol üzerinde verilen kısa molalardır. Eşim Oğuz (yazarımız Bamm-Bamm)’da benim gibi olunca bizim yolculuklar molalarla uzadıkça uzuyor 🙂  Bugün de İzmir’den Kuşadası’na giderken yeni bir köy keşfettik. Doğası, eski Rum evleri, zeytini ve dev bazlamalarıyla ünlü Ağaçlı Köy’ü bu kadar zamandır nasıl es geçmişiz bilmiyorum. Söke’nin bir dağ köyü olan Ağaçlı Köy’e hem Bodrum’a hem de Kuşadasına giderken uğrayabilirsiniz. Doğayla bütünleşebileceğiniz, köy kahvaltısı ve yemeklerini bulabileceğiniz bir adres. Samos Körfezi manzarası da müthiş.  Ağaçlı Köy’de öğle kahvaltısı için Ağaçlı Restaurant’ı tercih ettik. Kahvaltı servisi saat 16.00’ya kadar devam eden mekanda  aynı zamanda akşam tandır ve tuzda tavuk servisi de yapılıyor. Kahvaltı için ağaçların altında ip gibi sıralanmış masalardan birine oturduk. Her masanın yanında semaver yerleştirmek için kütükler konulmuştu. Tek dezavantajı yol kenarında olmasıydı.    Standart serpme kahvaltının içinde en beğendiğim yazlık karışık kızartma oldu. Yaza en çok yakıştırdığım bu yoğurt soslu kızartma leziz sebzelerle damağımda bir bayram havası yarattı. İkinci en beğendiğim kahvaltılık ise kırmızı erik reçeliydi. Kişi başı 20 tl olan kahvaltı yumurta olmaması dışında yeterli çeşitlilikteydi.  Semaverde çayımız …

Bozburun Yarımada’sında Bir Haftasonu

Herşey yıldönümümüzü kutlamak için biraz sessizlik, huzur ve özel bir yer istememizle başladı. Seçenekleri değerlendirince ilk kararımız son zamanların yükselen yıldızı Selimiye oldu. Fakat yola çıkmadan son gün daha bakir bir yer aradığımıza karar verdik ve rotayı Bozburun’a çevirdik. İzmir’den yaklaşık 4 saat uzaklıktaki Bozburun’a Dalaman Havalimanı’ndan sonra karayoluyla 2 saaatte ulaşabilirsiniz. İzmir’den yola çıktık ve  Bozburun’a varmadan sadece 17 km, yaklaşık yarım saat öncesinde Bozburun yarımadasında yer alan Selimiye’de kısa bir mola verdik. Küçük bir köyün nasıl bir turizm cenneti olduğunu anlamak hiç de  zor değildi. Herhangi bir tepesinden baktığımda gördüğüm o kusursuz mavi-yeşil koy istemesem de beni kendine çekiyordu. Selimiye’nin sahiline indik ve ‘tatlı laboratuvarı’ olarak adlandırılan meşhur Paprika’yı bulduk. Turizm sezonu yeni yeni açıldığı için şanslıydık; köy adına yakışır şekilde sakin ve sessizdi. İçeride sergilenen tatlı reyonundan en ünlü ve beğenilen lezzeti haşhaşlı tatlı, çilekli magnolia’yı tercih ettik. Bunun dışında süt reçelli ve keçiboynuzlu muhallebi, pişmaniyeli tiramisu gibi mekana özgü lezzetlerde bulunuyordu. Eee tatlıların yanında serinlemek için birşeyler gerekti. Çilekli limonata ve lavantalı limonatalarımızı da seçerek deniz kenarındaki masamıza yerleştik. Çilekli limonatam geldiğinde Oğuz’la …

Alaçatı’da Yağmurlu Bir Akşam Kaçamağı

İzmir’e taşınmamızın en güzel taraflarından biri sadece ‘tatil’de gidebildiğimiz yerlere artık iş çıkışı bile gidip gelebiliyor olmamız oldu. Buna hala alışabildiğimizi söyleyemem. Özellikle geri dönüş yolunda hep İstanbul’a dönüyormuşum gibi hissediyorum. Havaalanı sapağını geçince derin bir oh çekiyorum 🙂 Fırsat buldukça gittiğimiz adresleri ve tecrübelerimi de blogta sizlerle paylaşacağım. Bu yaz bol Ege içerikli yazılarım olacağını şimdiden söyleyebilirim. İş çıkışı İzmir’e çılgınca bir yağmur yağarken Alaçatı’ya doğru yola çıktık. 45 dakikada vardığımızda tatlı bir yağmur başlamıştı. Yaz günlerindeki kalabalıktan eser yok, sokaklar sakindi. Yeni mekanlar açılış için yavaş yavaş son halini almaya başlamıştı; ne de olsa sezon açılışı yaklaşıyordu. Sakin zamanlarda etrafta göremediğim bir çok ayrıntıyı görmenin mutluluğu ile akşam yemeği için Hacımemiş’te bulunan Kapari Bahçe’nin sokaktaki masalarından birine oturduk. Sezonda rezervasyonla bile zor yer bulunan mekanda çoğu masa boştu.  Başlangıç seçimlerimiz girit ezmesi ve kabak çitlemesiydi. Ara sıcak olarak hania böreği ve kabak çiçeği tempura aldık. Şef Çaykun Gelgeç’in mutfağından çıkanlardan hania böreğine bayıldık. İlk kez denediğimiz dilim patates, kabak ve lor peynirden oluşan, dereotuyla servis edilen lezzet bizden tam puan aldı. Deniz mahsüllü makarna …

Macera Dolu Amerika Bölüm 4: Miami

  3 haftalık Amerika tatilimiz-balayımızın son 5 gününü Miami’ye ayırmıştık. Bu 5 gün daha sonra hep özlediğim en dertsiz, tasasız, güneşe ve denize doyduğum unutamayacağım günler olarak tarihe geçti. Haydi gelin şimdi kaldığımız yerden devam edelim ve Miami’ye doğru yola çıkalım.  Orlando’dan Miami’ye kiralık aracımızla 3 saatte gitmeyi planlıyorduk ki yolumuzu biraz uzatarak Cocoa Beach ve Kennedy Uzay Üssü‘nün bulunduğu  Uzay Kumsalı olarak da bilinen Cape Canaveral’ı görerek gitmeye karar verdik. 1 saat uzaklıktaki Cocoa Beach’e vardığımızda akşam üstüydü ve kumsalda voleybol oynayanlar ve pierde manzaraya karşı yemek keyfi yapanlar çoğunluktaydı. Yazlık şirin evlerin bulunduğu Cocoa’dan 15 dakika uzaklıktaki Cape Canaveral’e geldik. Kennedy Uzay Üssü’nü gezmek için vaktimiz kalmamıştı ama yakınlarında olabilmek bile güzeldi. O heyecanla izlediğim uzay mekiği fırlatma sahneleri işte tam da bu kumsalda gerçekleşiyordu. Uzay Üssü’nü gezmek isteyenler için ise bilet fiyatları 50 dolar. Mekiklere yaklaştırmasalar da NASA çalışanları ile beraber bulunabileceğiniz çok keyifli bir gezi yapılıyormuş. Gün batımını izlemek hem de güzel bir yemek için Port’da yer alan Grills Seafood Deck&Tiki Bar’a gittik. Deniz ürünü her tür yemeği bulacağınız mekanın spesiyali ise köpek balığı …

Macera Dolu Amerika Bölüm 3: Orlando

New York’ta dolu dolu başlayan Amerika gezimize daha sakin ve yaz tatili modunda devam etmek için Orlando’ya geçtik. New York’tan Orlando’ya araba ile yaklaşık 15 saatlik yol olduğu için uçakla gitmeyi tercih ettik.  Jet Blue Havayollarından biletlerimizi aldık. Amerika içi uçuşlar John F. Kennedy Havalimanından değil de daha çok Queens’te bulunan La Guardia Havalimanı’ndan kalkıyordu. Bu havalimanına gitmek için New York’ta Times Square’de  kaldığımız Citizenm Otel’den taksiyi tercih ettik. Hintli taksiciyle bol bol sohbet ederek yarım saatte 30 dolara havalimanına ulaştık. Havaalanında valiz teslimi biraz zor oldu çünkü sınır 50 pound yani 22.68 kg’dı ve bu sınırı aştığımız için tekrar valizlerimizden birşeyler çıkarmak zorunda kaldık. ‘The City Beautiful’ olarak adlandırılan Orlando göller ve bataklıklardan oluşuyordu. Uçuş sonunda Orlando’ya kuş bakışı baktığımda ‘Aman Tanrım hayatımda hiç bu kadar göl görmemiştim’ dediğimi hatırlıyorum. 2 buçuk saatlik uçuş sonunda Orlando Uluslararası Havalimanına varmıştık. Havalimanından kiraladığımız araçla booking üzerinden 3 gün yer ayırttığımız Otel Staybridge Suites Orlando Lake Buena Vista ‘ya doğru yola çıktık. I-Drive (İnternational Drive) üzerinden Lake Buena Vista’ya gps yardımıyla kolayca vardık. New York’tan sonra Orlando çok acayip gelmişti bana. Çünkü …

Bodrum’da Yeni Keşiflerle Yaza Merhaba

2017 yazı açılışını Bodrum’da yapalım dedik. Hem geçirdiğim ameliyat sonrası toparlanma sürecinde Bodrum’un iyi geleceğini düşündük. İzmir’den 3 saat uzaklıkta olması da bizim için büyük bir avantajdı. İstanbul’da yaşadığımız zamanlarda uçakla bile gelmek rötarlar yüzünden daha uzun sürüyordu. Bodrum girişinde sembolik beyaz evleri, begonviller ve İstanbul’u aratmayacak bir trafik karşıladı bizi.  Ne de olsa 160 bin nüfusu ile artık Türkiye’nin en büyük ve kalabalık ilçesiydi. İstikametimiz bu sefer Gündoğan’dı. Eski adı farilya olan, Bodrum’un en güzel koylarından biri olan Gündoğan’a merkezden ulaşmamız 25-30 dakikayı buldu. Yolda giderken biraz araştırmamız sonucunda bulduğumuz Costa Farilya otele gittik. Otelin manzarası, sakinliği ve odaları hoşumuza gittiği için burada kalmaya karar verdik. Artık booking ülkemizde hizmet vermediği için onun üzerinden maalesef rezervasyon yapamadık o yüzden bu şekilde otele giderek seçtik. Otele yerleştikten sonra yine otele ait olan Bencamin Beach’te şezlonglara serildik. Bencamin restaurant&bar’ın hizmet verdiği beach’te açlığımıza yenik düşerek hamburger sipariş ettik. Burada en beğendiğim yemeğin bu olduğunu söylemeliyim. Köftesi ve ekmeği şef tarafından hazırlanmış leziz bir hamburgerdi. Bol kalorili alımımızdan kısa bir pişmanlık yaşadıktan sonra sakin, masmavi deniz manzarasında kitabımızı okuyup …

İzmir’in Enginar Çiçeği Urla

İzmir’e taşındıktan sonra 38 km uzaklıktaki Urla’ya çok kez gitme fırsatım oldu. Rumca ‘sazlık’ kelimesinden ismini alan şehir aslında öncelerde pek popüleritesi olmayan sakin, kendi halinde bir yermiş. Sakinliği ve şehrin antik çağlardan bu yana bir üretim yeri olması, gurme yanı keşfedilince kalabalıklaşıp, farklılaşmış.  Sakız enginarının kalbi olması yanısıra içinde bir bağ yolu da bulunuyor. Bu cevherlerle gelişerek kalabalıklaşması çok normal bir durum olarak görülüyor ki İzmir’e 40 dakika kadar uzaklıkta olması da bunda büyük rol oynuyor.  3.Uluslarası Enginar Festivali’de Nisan ayının son haftasında yapıldı. Sağlıklı beslenmenin baştacı besinlerden olan enginarın tadıyla maalesef aramız pek iyi değil. Onun bir sebze değil de bir çiçek tomurcuğu, meyve olarak sınıflandırıldığını öğrendikten sonra daha bir sempatik geldiğini söylemeliyim. Enginarla aramızdaki bu soğuk savaşı bitirmek adına biz de festivale uğradık. İlgiyi gördüğümde ‘Meğer ne kadar enginarsever bir milletmişiz’ dedim kendi kendime. Kurulan standlarda herşey enginarla yapılmıştı.  Enginarlı pilav, zeytinyağlı enginar dolması, mercimekli enginarlı köfte , yoğurtlu enginar salatası  gibi bilinen tarifler dışında hayalgücümü zorlayan cinsten yemekler vardı. Enginarlı cheesecake, dondurma, pastırmalı paçanga bunlardan bazılarıydı. Tabii ki onları denemeye cesaret edemedim. Enginarlı …

İzmir’de Bir Köy ve Dağ Restoranı

İzmir’in ilçesi olan Tire’nin doğasına ve mutfağına olan merakım İstanbul Mikla Restaurant’ta yediğim o müthiş Tire’den alınmış karadutlarla yapılan karadut çorbası tatlısından sonra başladı. Bundan sonra İzmir’e taşındığımızdan itibaren burada da Tire sütü ve yoğurdu ile karşılaştım. Tire’yi araştırırken en ilgimi çeken yer ise Kaplan Köyü oldu. İzmir’e 80 km uzaklıktaki bu cevheri keşfetmeye karar verdik. İlk önce yeşile, şeftali ağaçlarına ve gelinciklere doyduğumuz harika bir yoldan Tire’ye ulaştık. Bulduğumuz bir gelincik tarlasında sahibi tarafından kovulmadan bol bol fotoğraf çektik. Kırmızı gelinciklerin arasında dolaşmanın verdiği keyifi uzun bir süre unutamayacağım, eşsiz bir deneyimdi! Kaplan Köyü ise Tire’den 4 km uzaklıkta virajlı bir dağ yolunun sonunda yer alıyordu. Kestane ve ceviz ağaçları arasında yer alan bu köye trekking yapmak için gelen birçok grup vardı. Biz ise yöresel lezzetleri tatmak için Kaplan Dağ Restoran’a gelmiştik. Özellikle haftasonları yoğun olması nedeniyle rezervasyonsuz gitmememiz gerektiği önerisini göz önüne alarak yolda rezervasyon yaptırdım. Restoran pazartesi hariç hergün 13.00-21.00 arası açık olmakla beraber öğle ve akşam yemeği servis ediliyor. Kahvaltı servisi yok. 25 yıl önce kurulmuş  ve yıllar içinde ilgi öylesine artmış ki Türkiye’nin en …

Medici’lerden Toskana’ya Miras Floransa Bölüm 2

14 Şubat sabahına Floransa’da uyandık.  Sevgililer günü planımız Floransa’nın nadide eserlerinin sergilendiği en önemli galerilerinden biri Uffizi Galeri’yi gezmekti. Kalabalıktan nasibimizi almamak için Uffizi Galerinin online sitesinden extra 5 euro ödeyerek sabah erken saatlerde rezervasyon yaptırmıştık. İsterseniz Firenze Kart alarak da ön sıralarda giriş yapabilirsiniz. 3 gün geçerli bu kartla 72 müzeyi 72 euro karşılığında gezebilirsiniz. Ama bir Uffizi galeriyi gezmek bile bir gün aldığını düşünürsek çok efektif bir seçenek olduğunu düşünmüyorum. Erken kalkıp otelde kahvaltı yaptık. Signoria Meydanı’nda yer alan Uffizi Galeriye 15 dakikada yürüyerek ulaştık. Rezervasyon yaptıranların ayrı olan girişinden içeri girdik. Sesli rehber aldık ve başladık gezmeye. Ünlü Medici ailesine ait eserlerin sergilendiği eskiden yönetimi sağlayan ofislerin bulunduğu galeride her adımda bir heykel bir tablo vardı. En çok Botticelli’ye ait eserlerin olması yanısıra Leonardo, Michelangelo, Raffaello, Caravaggio, Goya gibi önemli sanatçıların birçok eseri burada sergileniyordu. İnanın ben böyle birşey görmedim! Birkaç gün ayırsam yine de bitmez öyle müthiş bir galeri. Medici ailesinin ‘İtalyan rönesans’ını nasıl başlattığını buradan bile anlayabilirsiniz ki şehir zaten başlı başına bir açık hava müzesi gibi…Muhteşem! Eğer gelirseniz şu Uffizi’de görmeniz gereken başlıca eserleri şöyle …