All posts filed under: Avrupa

Avrupa Gezileri

Vatikan ve Aşıklar Şehri Roma

Roma… Aşıkların şehri. Şubat ayında rotamızı bu büyülü şehire çevirmiştik. 3,5 günlük gezimizin ilk gününü ayrı bir devlet olan Vatikan’a diğer günleri Roma’daki önemli yapılara ayırmıştık. 1 haftalık İtalya gezimizin son kısmına gelmiştik ve artık çok yorulmuştuk. Ama aslında asıl yorucu kısım şimdi başlıyordu. Bu uzun gezimizi birkaç bölümde size anlatmayı planlıyordum fakat ilk 2 gün fotoğraflarım icloud ve bilgisayar üzerinden silindiği için o günleri özet geçerek iki bölümde ve Trastevere’yi ağırlıklı olarak anlatacağım. Ama şimdiden müjdelemek isterim ki fotoğrafları kaybedip üzülmeme dayanamayan eşim ( yazarımız bamm bamm) üzüntüme dayanamayıp şimdiden ileri bir tarihte tekrar Roma gezisi sözü verdi bile 🙂 Roma, İtalya’nın en kalabalık şehri. Yedi tepeden oluşan şehir bana biraz İstanbul’u anımsattı. Sezar’dan bu yana değişmemiş kaldırım taşları olmasa inanın çekilmez bir trafiği var. Romantizmi bozmak istemiyorsanız yürüyerek ulaşımı tercih etmenizi öneririm. Vespa kiralayarak da film tadında bir Roma gezisi yaşayabilirsiniz. Motorsiklet trafiğinin de pek parlak olmadığını belirtmek isterim:) Böyle büyük bir şehir de kullanabileceğiniz diğer ulaşım araçları ise metro ve otobüs. 48-72 saatlik müzeleri de kapsayan toplu taşıma için de kullanabileceğiniz Roma Pass’de …

Medici’lerden Toskana’ya Miras Floransa Bölüm 2

14 Şubat sabahına Floransa’da uyandık.  Sevgililer günü planımız Floransa’nın nadide eserlerinin sergilendiği en önemli galerilerinden biri Uffizi Galeri’yi gezmekti. Kalabalıktan nasibimizi almamak için Uffizi Galerinin online sitesinden extra 5 euro ödeyerek sabah erken saatlerde rezervasyon yaptırmıştık. İsterseniz Firenze Kart alarak da ön sıralarda giriş yapabilirsiniz. 3 gün geçerli bu kartla 72 müzeyi 72 euro karşılığında gezebilirsiniz. Ama bir Uffizi galeriyi gezmek bile bir gün aldığını düşünürsek çok efektif bir seçenek olduğunu düşünmüyorum. Erken kalkıp otelde kahvaltı yaptık. Signoria Meydanı’nda yer alan Uffizi Galeriye 15 dakikada yürüyerek ulaştık. Rezervasyon yaptıranların ayrı olan girişinden içeri girdik. Sesli rehber aldık ve başladık gezmeye. Ünlü Medici ailesine ait eserlerin sergilendiği eskiden yönetimi sağlayan ofislerin bulunduğu galeride her adımda bir heykel bir tablo vardı. En çok Botticelli’ye ait eserlerin olması yanısıra Leonardo, Michelangelo, Raffaello, Caravaggio, Goya gibi önemli sanatçıların birçok eseri burada sergileniyordu. İnanın ben böyle birşey görmedim! Birkaç gün ayırsam yine de bitmez öyle müthiş bir galeri. Medici ailesinin ‘İtalyan rönesans’ını nasıl başlattığını buradan bile anlayabilirsiniz ki şehir zaten başlı başına bir açık hava müzesi gibi…Muhteşem! Eğer gelirseniz şu Uffizi’de görmeniz gereken başlıca eserleri şöyle …

Medici’lerden Toskana’ya Miras Floransa Bölüm 1

Sanatın ve Toskana’nın başkenti, Leonardo da Vinci ve Michelangelo’nun doğduğu  Floransa’yı 3 günde gezebildiğimiz kadarıyla sizlere aktaracağım. Böyle özel bir şehri bir yazıya sığdırmak oldukça zor olacak. Yazıma başlarken size ilk önce bu şehri bir hataya düşüp bir güne sıkıştırmamanızı öneririm. 100 tane müzenin bulunduğu bir şehirden bahsediyoruz ki inanın 3 günde bile ağzımıza bir lokma bal çalınmış gibi oldu. Haydi başlayalım Floransa’yı turlamaya! Floransa’ya Venedik’ten trenitalia ile hızlı trenle gittik. Tren biletimizi almayı son güne bıraktığımız için normalin üzerinde bir fiyata aldık. Önceden alırsanız eğer kişi başı hızlı tren bileti fiyatı 36 euro’dan başlıyor. Venedik St. Lucia yani Venedik eski şehirden bindiğimiz tren Venedik Mestre’ye uğrayarak 2 saatte Floransa’ya ulaştı. Premium class koltuk seçimi ile yaptığımız yolculuğumuz ikram edilen atıştırmalıklarla rahat ve keyifli geçti. Karşısında bulunan kiliseden ismini alan Floransa Santa Maria Novella tren garına vardığımızda şaşkınlığa uğradım. Bu kadar büyük ve kalabalık bir gar beklemiyordum. Kalabalığı geçerek garın dışına çıktığımızda tam karşısındaki Santa Maria Novella kilisesini gördük. Yer ayırttığımız otele doğru yürümeye başladık. Arnavut kaldırımda valizlerle yürümek biraz zor oldu. Rezervasyon yaptığımız Milu Hotel ‘i seçerken hem …

Toskana’nın Kahverengi İncisi Siena

Toskana şehirlerlerinden biri, ortaçağdan bu yana korunan ve UNESCO dünya mirasları listesinde yer alan Siena’yı bir günde gezdiğimiz önemli durakları ile beraber anlatacağım size. Türkiye’den direk bir ulaşım yolu olmayan Siena’ya biz Floransa’dan trenle gittik. Santa Maria Novella tren garından biletmatiklerden trenitalia’nın Siena seferini seçtik ve kişi başı 9 euro’ya biletimizi aldık. Neredeyse yarım saatte bir tren seferi var o yüzden panik olup önceden bilet almanıza gerek yok. Hızlı tren değil normal trenle yapılan yolculuk rötar ve duraklamalarla 1 buçuk saati buluyor hatta aşabiliyor. Otobüs tercih etmek isteyenler ise yine tren istasyonu yakınındaki duraktan direk otobüslere binebilir. Yolculuk süresi de trenle neredeyse aynı. Otobüsün son durağı eski şehire daha yakın. Tren istasyonundan şehir ise otobüs ile 10 dakika. Yürüyerek de yarım saat kadar.     Floransa’dan Siena’ya yaptığımız tren yolculuğu tablo gibi manazaralar eşliğinde keyifli geçti. Siena tren garından şehre ulaşmak için garın alt katındaki otobüs duraklarına indik. 1.2 euroya bir büfeden aldığımız biletlerle S7 ye bindik. Şehrin yeni kısmından başlayan yolculuğumuz 10 dakikada eski şehirde piazza del sale’de bitti.  Kahverengi şehir ışıl ışıldı ve eski …

Bir Varmış Bir Yokmuş… Venedik: Venedik Karnavalı

2 yıl önce Venedik Karnavalına ilk gelişimde o kadar hoşuma gitmişti ki tekrar gelicem demiştim ve nihayet o zaman gelmişti. Bu karnavalın hikayesi nedir ve ben neden bu kadar çok seviyorum, gelin size ayrıntılı bir şekilde anlatayım.  Geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan ve birçok engele rağmen yok olup gitmemiş bir geleneğin kutlamaya dönüşmüş hali Venedik karnavalı. 1162 yılında  Katolik Hristiyanların paskalyadan 40 gün önce başlayan  büyük perhiz öncesi halkın yemekler yiyerek eğlendiği bir gün olarak başlamış. Zamanla 4 aya kadar uzayan karnavala  Fransızların işgaliyle yasak gelmiş.  Yaklaşık 2 asır yapılmayan karnaval 1979’da şehir ekonomisini iyileştirmek için tekrar yapılmaya başlanmış. Karnaval dönemi milyonlarca turistin (yaklaşık 3 milyon) akınına uğradığını ve hemen hemen herşeyin fiyatlarının 2 katına çıktığını düşünürsek Venedik’e bu kararla sihirli bir değnek dokunmuş dersek hiçte abartmış olmayız.  Bu kutlama peki nasıl maskeli bir karnavala dönüşmüş derseniz onunla ilgili en bilinen hikaye de şöyle: 13.yüzyılda veba salgını nedeni ile vücudunda  yaraları gizlemek, hastalıklı halini etrafına göstermek istemeyenler kostümler giyip maske takmaya başlamışlar. Zamanlar maskeler renklenip, kostümler şatafatlı bir hal almış. Günümüze kadar değişmeyen tek şey maskelerdeki …

Bir Varmış Bir Yokmuş…Venedik: Genel Bilgi, Ulaşım, Konaklama

Venedik…Kendimi bir masalın içinde hissettiğim şehir… Bu güzel şehre tekrar gitme fikri son birkaç aydır şiddetli bir şekilde zihnimi sarmıştı. Burayı benim için özel kılan şehrin tarihi kısmı ve burada kara trafiğinin olmayışı. Günümüz şartlarında oldukça egzotik değil mi? Venedik kuzeydoğu İtalya’da bulunuyor ve birbirinden kanallarla ayrılmış 118 adadan oluşuyor. Şehrin Mestre ve Marghera kısmı, kara bölgesi olarak tanımlanmış. Buradan kara yoluyla tarihi Venedik şehrine geçilebiliyor.  17.yüzyıla kadar ticaret merkezi olması yanısıra Rönesans dönemindeki sanat hareketleriyle her zaman özel bir şehir olmuş. Kazıklar üzerine yapılmış binaların çoğunun merdivenleri, hatta bazılarının ilk katları sular altında kalmış. Bunun nedeni de endüstrileşme ile beraber yer altı sularının düşüncesizce kullanılması olmuş. Venedik batmaya işte böyle başlamış ve halen bu tehlike sürüyor. The New York Times  Venedik için ‘insan eliyle yaratılmış en güzel şehir’ demiş. Şu anki gidişatı için de’‘insan eliyle yokedilmiş en güzel şehir ‘ deme ihtimalimiz de yüksek görünüyor maalesef.  Bu şehre ne zaman gelinir sorusuna cevabım ise kendi tercihimde olduğu gibi Venedik festivali zamanı yani şubat ayı olur. Soğuk hava umrunuzda değilse bu festivali kaçırmayın derim ki zaten aşırı …

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Èze, Monte Carlo

Bir gün kendimi yenilemek için bir süre yerleşebileceğim dünyadan bir yer seçmem istenirse, şu ana kadar gördüğüm yerleri düşünürsem cevabım Eze olur. Fransızca okunuşuyla ‘Ez’. Şimdi gelin size bu ilham verici köyü bir de ben anlatayım. Nice’ten kiraladığımız arabayla çıktığımız yolda Cote d’Azur mavisi eşliğinde 25-30 dakikada Eze’ye ulaştık. Yol üzerinde bir çok kez durup manzarayı defalarca fotoğraflamış olduğumuz için yol daha da uzun sürdü; aslında daha kısa bir yol. Nice’ten buraya direk gelen otobüslerde mevcut, bilet 1.5 euro.   Eze, ‘medievale village’ yani Ortaçağ’dan bu yana değişmemiş ve korunmuş köy. Adını Tanrıça Isis’ten alıyor. Köyde çalışan personel ve öğrenci hariç 60 kişi yaşadığı söyleniyor. Buraya geldiğinizde meydanın yukarısına araçla çıkamıyorsunuz arabayı buradaki otoparklardan birisine bırakmak durumundasınız. Meydan yakınında bir parfüm fabrikası da var, rehber eşliğinde gezip harika kokular satın alabiliyorsunuz. Arabayı bıraktıktan sonra yürüyüşe geçtik. 12. yüzyıldan bu yana korunmuş taş binalar arasında dar sokaklardan tepeye doğru tırmandık. Burada geçirdiğim her dakika beni geçmişe bir yüzyıl daha yaklaştırıyordu sanki. Nostaljik taş evlerin duvarlarını kaplamış, pencereden sarkmış, sokakların kenarlarına yerleştirilmiş çiçekler sanki tabloya değen bir fırça darbesi …

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Nice

Güney Fransa’nın prensesi Nice’e sabah saatlerinde Cannes’ten trenle yarım saatte ulaştık. Otobüsle tam 1 saat 45 dakika sürüyor; zamandan tasarruf etmek için o yüzden treni tercih ettik. Tabii fiyat farkı olduğunu da belirteyim; tek yön tren 6 euro iken otobüs 1 euro. Kalacağımız oteli tren garına yürüyerek 5 dakika, plaja 10 dakika uzaklıkta olan Otel Nice Excelsior olarak seçtik. İyi ki de öyle yapmışız çok rahat ulaşım sağladık. Otelin iç mimarisi özenle yapılmıştı. Her oda farklı konsepteydi. Duvarlarda Nice resimleri yer alan devasa posta kartları, halılarda da aynı desenler vardı. Banyo ürünleri de l’occitane’den temin ediliyordu. ‘Keyifli’ oteller kategorisine koyabileceğim bir otel oldu. Valizlerimizi yerleştirdikten sonra Massena meydanına doğru yola çıktık. Yürüdüğümüz sokaklarda Nice’in o şirin eski, küçük pencereli, panjurlu evleri vardı. Hava çok ama çok sıcaktı, aylardan temmuz olunca beklenilen bir durumdu tabi 🙂 Deniz tatili yapmak isteyen bizler için tam kıvamındaydı 🙂 Ama denizden önce görmemiz gereken kocaman bir şehir vardı. Massena meydanı turistik, oldukça kalabalık bir bölgeydi. Ortasından raylı sistem geçiyordu. Zeminin bir kısmı siyah-beyaz taşlarla döşenip hoş bir görüntü oluşturulmuştu.   Neoklasik eserlerle …

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: St.Tropez, Port Grimaud

Cannes’te uyandığım 2. günde güneş sanki ben mutlu olayım diye doğmuştu. Her tatile çıkan insanın aklından geçen düşünceler benim de aklımda durmaksızın akıyordu, bu da onlardan biriydi 🙂 Hayatın toz pembe olduğu, gerçek pembe panjurlu evlerin olduğu bir yerdeydim ne de olsa. Bugünkü rotamız Akdeniz’de jet sosyetenin gözdesi St. Tropez’di. Trafiğin yoğun olduğu söylenmesine rağmen yol üzerindeki manzaraları kaçırmamak için araba kiralayarak gitmeye karar verdik. Cannes tren garına çok yakındık ve arabayı oradan kiraladık. Fransa’da genelde kahvaltı oda ücretine dahil değildi, kaldığımız otelde de aynı şekildeydi. Biz de zamandan kazanmak için küçük bir kahvaltı yaparak arabayı teslim almak için gara doğru yürümeye başladık ve karşımıza küçük Cannes pazarı çıktı. Çeşit çeşit peynirler, baharatlar, meyveler arasındaydık. Herşey özenle dizilmiş ve paketlenmişti. Türkiye pazarlarından farklı bir tarzları var. Satıcıların bizim pazarlara gelip biraz staj yapmaları lazım bence :). Az ürün ve fiyatları biraz pahalıydı. Yolculuğumuzda bize eşlik etsinler diye biraz meyve alıp yolumuza devam ettik.   Arabamızı teslim aldıktan sonra otoyola çıktık. Hızlı ulaşabilmek için gidişte otoyol, dönüşte sahil yolunu kullandık. Normal şartlarda 1 buçuk saatlik yolumuz …

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Cannes

Herşey maviye olan aşkla başladı. Gökmavisi kıyı anlamına gelen Cote d’Azur, adından da anlaşılabileceği gibi özellikle yaz aylarındaki kusursuz mavi deniziyle beni kendine çekti. Aslında daha önceleri seyahat etmeyi planladığım destinasyonlar arasında ilk sıralarda değildi. Fakat kış aylarında okuduğum yazılar, gördüğüm fotoğraflar aklımı çeldi. Mayıs ayındaki İzmir-Alaçatı kaçamağım sırasında kesin kararımızı verdik ve sanırım Güney Fransa’nın en sıcak ayına, temmuza, gidiş-dönüş Nice’e biletlerimizi aldık. Biletlerimizi aldığımız an hazırlıklar başladı. Bir sonraki tatil planlarını genelde böyle tatil sırasında yapmak adetimiz oldu 🙂  E tabi Nice’e gitmişken tüm kıyıyı gezmemiz şart oldu. İyi ki de öyle yapmışız.  Planlar yapıldı, notlar alındı ve rota çizildi. Nice-Cannes-St.Tropez ve Monaco haritada işaretlendi. Bize de noktalar arasını birleştirmek kaldı.   Temmuz ayının başında hazırlayabildiğimiz en küçük valizle(bu benim için büyük başarı), sırt çantasına bir adım kala, Atatürk havalimanına gittik. Genelde sabah uçaklarını tercih ediyoruz. Hem gittiğimiz yer yeni uyanmış bizi karşılıyor hem de gittiğimiz gün o ilk heyecanla gezmek daha da bir keyifli oluyor. 3 saatlik bir uçuş sonunda o güneşin altında ışıl ışıl parlayan Güney Fransa denizine vardık. Kaptan Nice havaalanına …